İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum)

İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum)

İnternet dünyamda neler oluyor. Hayat ne getirdi bize..

İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum) RSS Feed
 
 
 
 

Yaşamı Nasıl Algılıyorsak Öyle Yaşıyoruz

Bir arkadaşımdan mail ile gelen kaynağını bilmediğim ilham verici güzel bir öykü.  Yaşamı nasıl algılarsak öyledir.

——————————–

O gün gökyüzünde şimşekler çakıyor, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.

Küçük kız her sabah olduğu gibi annesinin sesiyle uyanmış,

kahvaltısını etmiş ve okuluna gitmek üzere yola çıkmıştı. Ancak

şimşekler birbirinin peşi sıra o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük

kızın annesinin içini bir endişe kaplamıştı.

Anne, yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın diye düşündü. Sırtına

bir şey geçirdi ve sokağa fırladı. Okul yolunda kızını aramaya

başladı…

Derken bir de baktı ki, kızı az ileride minik adımlarla yürüyor,

şimşek çaktığı anda durup gökyüzüne bakarak gülümsüyordu.Anne kızının

bu davranışına pek bir anlam veremedi; meraklandı.Yanına yaklaşıp

sordu: Yavrum, hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten?

Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun?

Küçük kız cevap verdi: Gülümsüyorum… Çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor.

Yaşamı nasıl algılıyorsak öyle yaşıyoruz diyenler yanılmıyorlar galiba.

Bir kapı kapanırken, başkası açılır

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış…Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.”Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş…Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.”Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler…Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.”Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.”O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

“Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Cevher yere düşmekle sakıt olmaz kadr-ü kıymetten

blame

Size, kendinizi değersiz hissettiren insanlar çıkar bazen karşınıza. Kendilerini pek bir poh-poh layıp yaptıklarınızı, değerlerinizi ve belki de sizi  yargılamaya çalışır bu isanlar. Öylesine emindirler ve öylesine iyi anlatırlar ki tezlerini veya hikayelerini zamanla  siz bile inanır olursunuz .

İşte bu durum eğer dur denilmezse gittikçe büyüyen bir kartopu olur ve zamanla yabancılaşma ve güvensizlik getirir size.

Kırk kere söylenen şey doğru olurmuş hani.  Zamanla hata yapmaya ve tıpkı hikaye edildiği gibi davranmaya başlarsınız.  Kurgu, neticesinde hedefine ulaşır ve pes edersiniz.

Çabalamazsınız.

İşte günümüz dünyasında bir çok kere karşılaşabilieceğimiz bir durum bu.  Özünde kendine güvensizlik aramak gereken ancak gerçekte  sosyal bir problemdir de aynı zamanda.

Örneğin, camı kıran ağabey, suçu kardeşinin üstüne atar. Ama bunu öylesine ustalıkla hallederki, sadece ebeveynler inanmakla kalmaz kardeş de camı kıranın kendisi olduğu konusunda şüphe edip en sonunda camı krdığına inanır.

Bugün siyasetten, ekonomiye, bilim dünyasından, iş dünyasına kadar bi çok yer de benzer hikayeler vardır. Ancak yaşandığını çoğunlukla görmezsiniz. Çünkü gizlidir.  Kurban, kurban olduğunun farkında bile değildir maalesef.

Ama herşeyin çözümü var.  Cesaret – Kararlılık  ve Özgüven ile çözümlenemeyecek sorun, çürütüleyecek tez yoktur.

Yeterki isteyelim.

Cevher yere düşmekle sakıt olmaz kadr-ü kıymetten

Farkındalığımın Birinci Günü

Bugün, önemli bir gün.
En azından 31 yıllık hayatımda belli şeylerin farkına vardığım bir gün olduğu için bana özel bir gün. Ama şu bir gerçek ki artık beni daha güçlü yapacak.  Sevgili dostlarım Emre ve Emrah ile akşam üstü yaptığımız sohbet sırasında bugüne kadar farkına varıp ta bir türlü ifade edemediğim kendimle ilgili bir gerçeğin farkına vardım.
Bu gerçek kabaca “Kendimin Farkında Olmak”  aslında..
İnsan, bazen elinde olan şeylerin bırakın kıymetini bilmeyi, tam olarak ne olduğunu bile anlayıp bilemiyor olabiliyor. elinizde ne olduğunu bilmediğinizde isabetsiz atışlar yapma ihtimaliniz elbette yükseliyor. Hayatım boyunca birçok sorunlu! insandan gördüğüm hep aynı karsı davranısı aslında bir sekilde benim tetiklediğimi fark ettim.  Bunu açıklamak çok güç.  Ve bazı nedenlerden dolayı detaylı da yazamıyorum  (tabi şimdilik) Ama şunu söyleyebilirim ki;
Bu farkındalık aslında bir anlamda öğretmen gibi de;
Mesela; Asla karşındaki kişilerin seninle aynı düşünce sitemeatiğinde ve düzeyinde olduğu yanılgısına kapılma. Mevlana’nın dedeği gibi “Ne kadar bilirsen bil anlattıkların karşıdakinin anlayabildiği kadardır”

Bugün, önemli bir gün.42778_149099

En azından 31 yıllık hayatımda belli şeylerin farkına vardığım bir gün olduğu için bana özel bir gün. Ama şu bir gerçek ki artık daha bir güçlü yapacak beni.  Sevgili dostlarım Emre ve Emrah ile akşam üstü yaptığımız sohbet sırasında bugüne kadar farkına varıp ta bir türlü ifade edemediğim kendimle ilgili bir gerçeğin farkına vardım.

Bu gerçek kabaca “Kendimin Farkında Olmak” aslında..

İnsan, bazen elinde olan şeylerin bırakın kıymetini bilmeyi, tam olarak ne olduğunu bile anlayıp bilemiyor. Elinizde ne olduğunu bilmediğinizde isabetsiz atışlar yapma ihtimaliniz doğal olarak yükseliyor.  Hayatım boyunca birçok sorunlu(!) insandan gördüğüm hep aynı karsı davranışı aslında bir sekilde bizzat kendimin tetiklediğini fark ettim.  Bunu açıklamak çok güç.  Ve şimdi  detaylı  yazmıyorum  (tabi şimdilik ileride detaylı olarak anlatılmalı)

Ama şunu söyleyebilirim ki;  Bu farkındalık aslında bir anlamda iyi bir öğretmen gibi de;

Mesela;  Asla karşındaki kişilerin seninle aynı düşünce sistemetiğinde ve düzeyinde olduğu yanılgısına kapılma.

Ne güzel demiş Mevlana;  ”Ne kadar bilirsen bil anlattıkların karşıdakinin anlayabildiği kadardır”   Buradan “ukalalık” sonucu çıkmamalı.   Ama şu bir küpe olmalı kulağıma

“Anlaşılmıyorsa, ya da anlaşılmak istenmiyorsa altında başka şeyler olabileceğini bil”

ATATÜRK’TEN SON MEKTUP

ATATÜRK’TEN SON MEKTUP

ata

Siz beni halâ anlayamadınız .


Ve anlamayacaksınız çağlarca da…
Hep tutturmuş “Yıl 1919, Mayıs’ın 19′u” diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz .
Mustafa Kemâl’i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl’i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl’in ülküsü, sadece söz değil.

Bana, muştular getirin bir daha,
uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl’i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl’i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar…
Mustafa Kemâl’i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemâl’i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil…

NEDEN BEN?

NEDEN  BEN?

Efsane Wimbledon’un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’ten ölüm döşeğindedir. Hayranlarından biri sorar;

- Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

Arthur Ashe cevap verir;

- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar,

5 milyonu tenis oynamayı öğrenir,

500 bini profesyonel tenisçi olur,

50 bini yarışmalara girer,

5 bini büyük turnuvalara erişir,

50’si Wimbledon’a kadar gelir,

4′ü yarı finale,

2’si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım.

Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben?’ derim?.

Mutluluk insanı tatlı yapar.

Başarı ışıltılı..

Zorluklar güçlü..

Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.

Tanrı’ya asla ‘Neden ben’ diye sormayın.

Not: paylaşım için sevgili Nurşen Kaya’ya teşekkürler..

Seven Advice of Rumi (Mevlana’nın 7 Öğüdü)

Hz.Mevlana’nın Yedi Öğüdü & Seven Advices of Rumi

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol… In generosity and helping others be like a river…
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol… In compassion and grace be like sun…
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol…In concealing others’ faults be like night…
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol…In anger and fury be like dead…
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol…In modesty and humility be like soil…
Hoşgörülükte deniz gibi ol…In tolerance be like sea…
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…Either appear as you are, or be as you look.
  1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol… In generosity and helping others be like a river…
  2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol… In compassion and grace be like sun…
  3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol…In concealing others’ faults be like night…
  4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol…In anger and fury be like dead…
  5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol…In modesty and humility be like soil…
  6. Hoşgörülükte deniz gibi ol…In tolerance be like sea…
  7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…Either appear as you are, or be as you look.

En Büyük Pişmanlığınız Neydi?

Avustralya’lı yönetmen Patrick Hugues’in Schweppes kısa film festivalinde gösterilen 12 dakikalık Kısa filmi “Signs” (İşaretler) modern toplumda yaşayan fertlerin karşı karşıya kaldığı çıkmazlardan biri olan “pişmanlık” kavramına gönderme yapıyor.

Filmin başında kahramanın tekdüze hayatına üzülüyorsunuz. Sonrası kalpleri ısıtacak güzel bir hikayeye dönüşüyor.

Seyretmeye değer.

Signs!

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?

Biraz önce FF’de  rastladım. Bu paylaşıma.  Arada sırada okuyup silkinmek ve ne olduğumuzu hatırlamak için ideal.   Teşekkürler Burçak Çubukçu ve Serhat Sine

mevlana

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya.. Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. Geçer dediklerimi geçirdim.. Biter dediklerimi bitirdim.. Nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. Gün oldu; silkindim, yeter dedim.. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. Haddinizi aşmayın ey faniler.. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi.. Dağılın ve gidin, ama bilin.. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım da vardır lakin, lafa bakarım laf mı adama bakarım adam mı diye…

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

Sevgili Uluç’tan gelen bir mail.  Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi üzerine.

Hemen paylaşmak istedim. Bence çok anlamlı.

iki

İki şey ‘Kalitesiz İnsan’ ın özelliğidir :

1- Şikayetçilik

2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :

1- Bakış açısını değiştirmek

2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller :

1 – Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek

2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :

1- Demagoji (Laf kalabalığı)

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı ‘Nitelikli İnsan’ yapar :

1- İradeye Hakim Olmak

2- Uyumlu Olmak

İki şey ‘Ekstra Değer’ katar :

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak

2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır :

1- Kararsızlık

2- Cesaretsizlik

İki şey kâşif yapar :

1- Nitelikli çevre

2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :

1- Baskın yeteneği bulmak

2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır :

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek

2- Kendi ni güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :

1- Niyetin saf olması

2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır :

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak

2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller :

1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)

2- Felakete odaklanmış olmak

Sayfalar

Kategoriler

Son Yazılar

Translate

RSS RSS

View Ali Haydar Unsal's profile on LinkedIn

Google Friend Connect

Bağlantılar

Son Yorumlar

 

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Mr. Ali Haydar Unsal