En Büyük Pişmanlığınız Neydi?

Posted by AliHaydar | Hayat, Yeni | Cumartesi 27 Haziran 2009 13:38

Avustralya’lı yönetmen Patrick Hugues’in Schweppes kısa film festivalinde gösterilen 12 dakikalık Kısa filmi “Signs” (İşaretler) modern toplumda yaşayan fertlerin karşı karşıya kaldığı çıkmazlardan biri olan “pişmanlık” kavramına gönderme yapıyor.

Filmin başında kahramanın tekdüze hayatına üzülüyorsunuz. Sonrası kalpleri ısıtacak güzel bir hikayeye dönüşüyor.

Seyretmeye değer.

Signs!

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?

Posted by AliHaydar | Hayat | Perşembe 25 Haziran 2009 22:43

Biraz önce FF’de  rastladım. Bu paylaşıma.  Arada sırada okuyup silkinmek ve ne olduğumuzu hatırlamak için ideal.   Teşekkürler Burçak Çubukçu ve Serhat Sine

mevlana

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya.. Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. Geçer dediklerimi geçirdim.. Biter dediklerimi bitirdim.. Nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. Gün oldu; silkindim, yeter dedim.. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. Haddinizi aşmayın ey faniler.. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi.. Dağılın ve gidin, ama bilin.. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım da vardır lakin, lafa bakarım laf mı adama bakarım adam mı diye…

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

Posted by AliHaydar | Hayat | Perşembe 25 Haziran 2009 17:29

Sevgili Uluç’tan gelen bir mail.  Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi üzerine.

Hemen paylaşmak istedim. Bence çok anlamlı.

iki

İki şey ‘Kalitesiz İnsan’ ın özelliğidir :

1- Şikayetçilik

2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :

1- Bakış açısını değiştirmek

2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller :

1 – Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek

2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :

1- Demagoji (Laf kalabalığı)

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı ‘Nitelikli İnsan’ yapar :

1- İradeye Hakim Olmak

2- Uyumlu Olmak

İki şey ‘Ekstra Değer’ katar :

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak

2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır :

1- Kararsızlık

2- Cesaretsizlik

İki şey kâşif yapar :

1- Nitelikli çevre

2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :

1- Baskın yeteneği bulmak

2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır :

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek

2- Kendi ni güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :

1- Niyetin saf olması

2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır :

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak

2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller :

1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)

2- Felakete odaklanmış olmak

31 Ocak’ta İTÜ Maçka Kampüsünde Yeni Yıldızlar Doğacak.

Posted by AliHaydar | internet | Pazartesi 26 Ocak 2009 01:06

etohum_logo

Geçtiğimiz senin ortalarından beri Burak Büyükdemir‘in liderliğinde gerçekleşen etohum toplantılarını ve onun  misyonunu duymayan pek kalmadı. Ama yine de  bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse,  internet sektöründe başarılı olmuş girişimcilerle, fikir sahibi olup bunu hayata nasıl geçireceğini düşünen girişimci adayları arasında canlı ve yapaylıktan uzak bir köprü kurmak için, her hafta çeşitli paylaşım toplantıları düzenlendi. Konuşuldu, paylaşıldı, gülüşüldü ve epeyce şey öğrenildi.

İşte sektöre farklı bir soluk getiren bu etohum 31 Ocak’ta fikrini hayata geçirmek isteyip www.etohum.com‘dan başvuru yaparak, ilk 15 arasına giren projeleri, İTÜ Maçka İşletme Fakültesi’nde yapılacak güzel bir etkinlikle açıklayacak.  Sektörde belki de yeni yıldızların doğuşuna tanıklık edeceğiz.

31 Ocak Cumartesi yapılacak daha iyi bir işin yoksa sende katıl. Bu doğuma sen de şahitlik et.

 

İşte detaylar

Tarih: 31 Ocak 2009 Cumartesi

Yer: C101 IBB salonu, İTÜ İşletme Fakültesi, Maçka

Zaman: 11:00 – 17:00  Katılmak, yerini ayırmak için tıkla

Windows 7 Bilmecesi!

Posted by AliHaydar | Deneyim, Yeni | Cumartesi 17 Ocak 2009 02:46

Yaklaşık iki-üç hafta önce windows 7 ‘nin beta sürümünü  edindim. Aslında daha önce  yükleyip, sonra hemen XP‘ye dönüş yaptığım Windows Vista deneyimimden sonra biraz  isteksizce ama yine de merakla Windows 7′ye bir şans vermek istedim.

Sıkı bir XP kullanıcı olan benim için, farklı bir işletim sistemine geçmek öyle çok kolay olamayacak bir şey..  Ancak yinede yeni birşeyler denemek, her zman hoştur. Yaklaşık bir ay önce açık kaynak yazılımına destek vermek için yüklediğim Ubuntu 8.10 versiyonu.  Hem hız hem de görsellik açısından çok tatmin ediciyidi. Hele kurulumun kolaylığı, hakikaten başrarılıydı. Bununla birlikte ne yaptıysam hangi forumları incelediysem de network kartımı, Ubuntu bir türlü tanımadı. Dolayısyla internet’e  çıkış yapamadım. Daha ötesi internete bağlanamadığım için mp3, divx gibi dosyalar için gerekli olan ve kurulumda otomatik gelmeyen codec’leri de indiremedim. Kısa süren ve benim açımdan üzücü olan Ubuntu maceramdan sonra Windows 7 konusunda gerçekten tereddüt ettim. Ama yukarıda da belirttiğim gibi merak galip geldi ve yükledim.

Yükleme ardından Windows 7′nin ses ve ekran kartlarımı tanımadığını gördüm.  İnternete ulaşabiliyordu ama ses ve görüntü felaketti.  Aklımdan geçen “Ya ne uğraşıyorum ki XP ile idare et  işte” düşünceleri ile Windows 7′ye veda ederek c: sürücüsünde yer alan ve silmediğim XP’ye geri dönüş yaptım.  Üç gün öncesine kadar Windows 7‘yi tekrar denemek aklımdan bile geçmedi.  

Geçen gün bilgisayar açılışında yanlışlıkla Windows 7′yi  seçmem nedeniyle,tekrar kullanmak zorunda kaldım.  İnternette birkaç şeye bakmak gerekiyordu. Neyse internette işimi hallederken windows 7 update için izin istedi. Ben de “Nasıl olsa dışarı çıkacağım ne indirecekse indirsin.” diyerek, bilgisayarımıWin 7 ile başbaşa bırakarak  dışarı çıktım.

Nasıl oldu bilmiyorum ama. Eve geldiğimde Windows 7 ekran kartı ve ses kartı için gerekli driverları bulmuş yüklemiş ve “İşte karşındayım” diyordu.

Son birkaç günlük deneyimim sonucunda. Görsellik ve kullanım kolaylığı açısından windows 7′yi beğendiğimi itiraf etmek zorundayım.  Hız anlamında XP’ye yakın ama biraz daha kötü olmasına rağmen,Vista‘dan daha iyi. Üstelik Google Chrome ve GTalk gibi programlarıda sorunsuzca kurup çalıştırabildim.  Bana göre en entersan şey ise tüm DivX türlerini codec yüklemeksizin seyredebiliyor olmamdı. Ses kartımın performansının da arttığını da söylemeliyim.

Neyse lafın özü Windows 7 şimdilik benden geçer not aldı. Ancak deneyimlemeye ve görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

win_sound

 

Not: Bu yazı Windows 7 ortamında yazıldı :)

Sevgiler..

ARPANET’den İNTERNET’e

Posted by AliHaydar | internet | Pazar 11 Ocak 2009 04:20

1957′den 2009′a internet nasıl evrildi?  ARPANET nedir? TCP/IP nasıl doğdu?

İşte harika bir sunum.

 


History of the Internet from PICOL on Vimeo.

Vazgeçmek mi?

Posted by AliHaydar | Hayat | Pazar 21 Aralık 2008 22:45

Pazar günün kendine has bir rehaveti vardır bilirsiniz. Yarının pazartesi olduğunu bilmek! “Dinlenmeliyim”  düşüncesi v.s.  çoğu zaman bizi olduğumuz yerde pineklemeye iter.  Aslında belki de benim için sıradan olabilecek bir pazar günü geçirirken, sevgili Müge CERMAN’ın frinedfeed’de yazdıkları beni olduçka etkiledi.

 

Nick Vujicic, 26 yaşında bir Avustralya’lı, doğuştan kol ve bacakları yok. Modern, “acımasız” dünya ile baş edebilmek için daha doğuştan 4-0 başlamış hayata. Ama vazgeçmemiş! Hem hayata tutunmuş sıkı sıkı, hem de asla umutsuzluğa düşmesin diye insanlar ve özellikle gençler, düşmüş yollara.  Azimden, vazgeçmemekten bahsetmiş.  20 bin Km ötede bir ülkede dahi konu olmuş yazılara, yüreğiyle.

Etrafımızda o kadar olumsuz haber, olay ve insan var ki! Zaman zaman içimizdeki tüm hayat enerjisinin çekildiğini hissediyoruz. İşte bazen gelen bir mail veya gazete haberinde rastlarız Nick gibilerine. Bize umut verirler ve biraz da utanç. 

Utanırız, çünkü belki elimizde daha fazla imkan vardır, ama onun gibi sarılamamışızdır hayata ve umuta. 

Evet, çetin bir arena şu HAYAT. Ama  aynı zamanda denemekten vazgeçmeyelerin, başarı ve mutluluklarıyla taçlandırdıkları da şahane bir sahne.

Herkes için ve kendim için umudunu asla ama asla kaybetmemeyi bilebilecek bir ruh hali diliyorum.

 

 

 
 

 

Hayatta Kaçırdıklarımız

Posted by AliHaydar | Deneyim, Hayat | Perşembe 18 Aralık 2008 12:45

Bu sabah sevgili Uluç’tan gelen bir e-mail’i paylaşmak istiyorum .  Hayatta karşımıza çıkan fırsatlar ya da güzellikler ile ilgili.

  

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. 

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. 

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. 

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. 

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı… 

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Pro(b2c)lem

Posted by AliHaydar | e-ticaret, internet | Pazar 14 Aralık 2008 23:35

www.webgirisim.com ‘un Aralık sayısında yayımlanan, Türk e-ticaret sisteminin büyük ağabeyi dediğim b2c’lerin tüketici gözünden sorunlarını irdeleyen  yeni makalem.

 

Pro(b2c)lem

Türkiye’de e-ticaret ya da daha spesifik olarak b2c (business to consumer) pazarının boyutlarının ve getirisinin tatmin edici olduğu söylenemez. Günümüz ekonomik verilerine ve tam olarak olgunlaşmamış istatistikî verilerine göre, Türk e-ticaret sisteminin büyük çaplara ulaşamadığını görüyoruz. Daha önceki yazılarımda da üzerinde durduğum üzere sadece BKM (Bankalar arası Kart Merkezi) verilerine dayanarak tahminlenen bir e-ticaret büyüklüğünden bahsediyoruz. Kısaca hatırlatmak gerekirse; BKM 2007 yılında yaklaşık 5,5 mia. YTL civarında bir işlem hacminin gerçekleştiğini söylüyor. Ancak, BKM ölçümlemeyi e-ticaret yaptığını kabul ettiği şirketlerin kredi kartları toplam cirosuna göre yapıyor.

 

Burada, Birinci handikap: Kredi kartı kullanımın e-ticaret işlemlerinde %100 ağırlıklı bir ödeme metodu olmaması (tahminler b2c işlem ağırlıklarına bakılarak %85 civarında kredi kartı kullanımı yapıldığı yönünde)

İkinci handikap ise, BKM’nin e-ticaret işletmesi olarak kabul ettiği işletmelerin büyük çoğunluğunun MoTo (mail order-telephone order) diye tanımlanan kartın fiziksel olarak kullanılmadığı işlemleri gerçekleştiriyor olmalarıdır. Bu durumda bir sigorta acentesinden telefonla aldığınız bir poliçe ya da hizmetin bedeli de e-ticaret harcamalarına dahil oluyor.

Özetle, Türk e-ticaret sistemin yeterli büyüklükte olmadığını, şişirildiği aşikâr bir istatistikî veriye bakarak dahi söyleyebiliyoruz. Aslında bu ayki konumuz e-ticaret sisteminin hacmini tartışmaktan ziyade. Belki de e-ticaret sisteminin en ağır ağabeylerinden biri olan b2c’lerin hem satıcı hem de tüketici gözündeki sorunlarını irdelemek ve burada bazı önerileri dile getirmek olacak.

 

SORUNLAR NELER?

Tüketici gözüyle bakıldığında piyasada yer alan on-line satıcıların -büyük birkaç tanesi hariç- çok güvenilir bir imaj çizemedikleri görülüyor. Tüketici, internet ortamında gördüğü bir ürünü alırken;

- Acaba ürünüm gönderilecek mi?

- Stokta kalmamış mazeretini duyacak mıyım?

- Gönderim zamanında yapılacak mı? (Çok bekletilecek miyim?)

- Gönderilen ürün doğru ve ayıpsız olacak mı?

- Kredi kartımı kullanırsam kart bilgilerim kopyalanır mı?

- Ürünle ilgili bir sorun yaşarsam ya da geri vermek istersem sorun yaşar mıyım?

Gibi birçok soruyla yüzleşir ve genelde çok deneyimli değil ya da sürekli alışveriş yaptığı bir site değilse, alışverişten vazgeçer.

B2c pazarında yer alan satıcıların gözüyle baktığımızda ilk karşılaşılan sorular ve sorunlar;

     Bankalardan POS alabilir miyim?

     Faiz oranlarım çok yüksek. Maliyetlerimi arttırıyor!

     Müşteriye önerebilecek farklı ödeme alternatifleri yok!

     Sektörde neler oluyor bilmiyorum?

     Kalifiye personel eksikliği çekiyorum.

     Stoklu çalışsam bir dert, çalışmasam bir dert!

     Kargo firmalarıyla entegrasyon sorunu yaşıyorum.

Belki bu liste daha da uzar. Görüldüğü gibi sektörde hem alıcı hem de satıcı tarafında sorunlar oldukça fazla. Gelin bunları masaya yatıralım.

 

GÜVEN

Yapılan bir çok anket Türkiye’de tüketicilerin internetten alışveriş yapılabileceğini bildiklerini (figür-1) ancak bunu gerçekleştirme konusunda tereddüt ettiklerini, çoğunlukla güven duymadıklarını gösteriyor. Özellikle yıl boyunca kapatılan on-line alışveriş sitelerinin haberleri (altivi.com, shobbo.com, weblebi.com, tio.com.tr v.s) zaten olmayan güven ortamına tuz biber ekliyor.  

Figür-1 Türk internet kullanıcısının internetten alışveriş yapılabileceği farkındalık düzeyi. Türkiye_internet_raporu2007 Aytaç MESTÇİ)

 

Peki ne yapmalı?

Öncelikle, sektörde yer alan tüm satıcıların bir araya gelerek güven inşa edecek çalışmaları ivediyle masaya yatırmalılar. Bunun çok kolay olmayacağı özellikle b2c bacağında firmaların bir araya gelip örgütlenerek ortak bir çalışmayı kolay-kolay ortaya çıkaramayacaklarını düşünüyorum maalesef. Örneğin, geçen sene kurulan ETİD (Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği) kendisinden beklenen sektöre tercüman olabilecek bir performansı henüz gösteremedi.

Güven, hakikaten kazanılması zor ancak çok mukaddes bir değer. Güveni kazanılarak oluşturulacak sadık ve bilinçli bir müşteri kitlesi sektör için ciddi bir atlama tahtası olabilir. Tüketicilerin temel çekince noktalarına eğilerek bu sorunun aşılabileceğine olan inancım çok yüksek.

Firmaların sıkıntılarını ve sorunlarını bir sonraki yazıya bırakarak, tüketici cephesindeki bu temel sorulara bir göz gezdirelim.

 

1.    Acaba ürünüm gönderilecek mi?

Tüketici neden, ürünün gönderilmemesinden endişe eder? Çok acı ancak yakın geçmişte ve halen bazı b2c işletmelerin ücretini tahsil ettiği halde talep edilen ürünü göndermediği bir gerçek.

Konu tabiî ki yasalar bacağından bakıldığında suç niteliğinde. Ve muhakkak adli anlamda bir şeyler yapılıyor. Bununla birlikte bu tür haberlerin duyuluyor olması bu sıkıntıyı yaşamayan tüketiciler nezdinde dahi ciddi bir çekince noktası olabiliyor. Bu noktada sistem, kendi içinde bir otokontrol mekanizması kurarak bu tür firmaların doğal eliminasyondan çok daha önce sistemden çıkarılabilmelerini sağlamalıdır. Burada belki devlet tarafından hayata geçirilecek bir kanunla, kurulacak olana bir sivil toplam kuruluşuna belli şartlardaki kişi ya da kurumlara e-ticaret lisansı verilmesinin sağlanması, bu şartları yitiren kişi ya da kurumların lisanslarının iptal edilebilmesi bir alternatif çözüm olabilir.

 

2.    Stokta kalmamış mazeretini duyacak mıyım?

Değerli müşterimiz,

. Tarihinde siparişini verdiğiniz ürünün stoklarımızda kalmadığı tespit edilmiştir. Tedarikçi firmadan da ürünün geçici olarak temin edilemediği bilgisinin alınması nedeniyle, siparişinizi gönderemiyoruz. İstediğiniz ürününün stoklarımıza girmesini bekleyebilir, yerine başka bir ürün seçebilir ya da ücret iadesini talep edebilirsiniz.

Saygılarımızla

Bıdıbıdı.com ”

 

Bu tür e-mailler ya da firma telefonları son zamanlarda epey alınır oldu. Satıcı bacağından bakıldığında sorun yok gibi gözüküyor. “Ne yapsın adamlar stoklarında kalmamış. Bak tedarikçi firmadan da alamamışlar yazık!!” denilebilir. Oysaki stok takibini yaparak stokta olmayan ürünleri sipariş ettirmemek, ya da stok maliyetleri nedeniyle stoklu çalışılamıyorsa tedarikçilerle ön anlaşma yaparak birkaç adet ürünün revize edilebilmesi mümkün olabilirdi.

 

3.    Gönderim zamanında yapılacak mı? (Çok bekletilecek miyim?)

Her satıcı, genelde o ürün özelinde ya da genel olarak ürünlerin hangi bölgelere kaç takvim günü ya da iş gününde gönderileceğini belirtmek zorundadır. Bazen tüketiciler bu tarihlere bakmayarak bir haftada ürün gönderimi yapabilirim diyen firmaya birinci günün sonunda ürünüm neden gönderilmedi diye sitem edebiliyor. Aceleci ve doğru düzgün okumayan müşterimizin hatalı olduğu aşikâr. Bununla birlikte genelde sektörde yaşanılan gecikme tedarik edememe ya da kargo firmalarıyla efektif çalışamıyor olmanın sonuçları. Burada satıcıların ürünün gönderileceği tarih konusunda mümkün olan en yüksek hassasiyeti ve dürüstlüğü gösterebilmeleri şart. Son birkaç yıldır çıkan süper hızlı gönderi gibi, bir işgününde teslim olanaklarının artması sektörün bu konudaki olumsuz ününü telafi edebilir.

 

4.    Gönderilen ürün doğru ve ayıpsız olacak mı?

Vermiş olduğu siparişin gelmesini heyecanla bekleyen tüketicinin eline, web sayfasında gördüğünden farklı ya da kusurlu hatta kullanılmış ürünlerin gönderildiğine tanık olunabiliyor. Hatta çekingenliği nedeniyle sipariş ettiği bir cinsel sağlık ürününü yerine talaş, toprak gibi alakasız şeyler gönderildiğini ve yine çekingenlik nedeniyle hakkını arayamadığını bildiğimiz örnekleri de duyuyoruz. Bu sorun sadece cinsel içerikli ürünlerde değil, elektronik ve cep telefonu siparişlerinde bile görülebiliyor maalesef. Hal böyleyken bazı satıcılar tarafında ciddi bir kötü niyet olduğu tartışılmaz.

Firma tarafında meydana gelen ve maksadı yanıltmaktan ziyade yanlışlık olan durumlar hariç, oldukça nahoş olan bu durum karşısında tüm firmaların yukarıda da belirttiğim gibi adli önlemler dışında sektörden ihraç etme gibi yöntemleri uygulayabilecekleri bir ortam gerekiyor sanıyorum.

 

5.    Kredi kartımı kullanırsam kart bilgilerim kopyalanır mı?

Bu soru sektörün en büyük sorunlardan biri olan micro-payment metotlarının azlığından kaynaklanıyor. Geçmişte yaşanmış bazı nahoş deneyimler ve bunların medya tarafından allanıp pullanarak sürekli gündeme getiriliyor olması, birçok kullanıcının internette kredi kartını kullanırken tereddüt ediyor olması sonucunu doğurdu. Hatta yüksek itibarlı bazı kişilerin “internette kredi kartımı kullanmak istemiyorum” açıklamaları sektöre ciddi rahatsızlıklar verdi. Oysa kredi kartının, internette kullanılması ile bir restauranta kullanılması arasında gerçekleşebilecek olan kopyalanma riski aynı.

Orta ve uzun vadede düzenli bir bilgilendirme ve reklam yapılmadıkça bu konuda güven anlamında bir gelişme olabileceği görülmüyor. Konu hakkında söyleyebilecek çok şey var. Ancak burada güven ortamının yeniden tahsisinden ziyade yeni ödeme metotları geliştirip bunların kullanım oranlarının artırılması daha etkili bir çözüm olabilir. Konu hakkında daha fazla detay için daha önce yazmış olduğum makale (http://www.alihaydarca.com/2008/11/14/odeyememe/)

 

6.    Ürünle ilgili bir sorun yaşarsam ya da geri vermek istersem sorun yaşar mıyım?

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre bir üründe açık bir ayıp söz konusu ise 30 gün içinde durumun firmaya bildirimi ile iade, indirim ya da değişim tüketicinin yasal hakkı. Hatta alınan ürünün ayıplı olduğu belli bir kullanımdan sonra ortaya çıkmışsa (gizli ayıp) 30 günlük süre geçilmiş olsa bile firmadan zararın tazmini talep edilebilmekte.

Gel gelelim bu hakların kullanılması konusunda sadece internet ortamında değil, bazı satıcıların işi yokuşa sürme ya da ağırdan alma noktasında kemikleşmiş bir davranış modelleri olduğu gözlemleniyor. Özellikle internet ortamında meydana gelen alışverişlerde bu konuya özel bir dikkat ve önem verilmesi hem firmalar hem de kanun koyucu ve uygulayıcılar açısından üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu.

 

Sonuç olarak,

Tüketici gözüyle b2c eksenli e-ticaret’in Türkiye’deki sorunlarının irdelendiği bu makalede, sorunların Birey-Firma-STK ve Devlet ekseninde el-ele verilerek çözümlenmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Sektörün ve ülkemizin yarınlarını daha güçlü kılmak için hemen çalışılmaya başlanması dileğiyle

 

Sevgiler,

 

E-Ticaret’e genel bir bakış.

Posted by AliHaydar | e-ticaret, internet | Cuma 28 Kasım 2008 17:04

24 Kasım Pazartesi değerli hocam Melih Kırlıdoğ’un ricasını kıramayarak. Marmara Üniversitesi MIS master öğrenicilerine, e-ticarete genel bakış konulu bir ders anlattım.

Oldukça keyifli geçen  sunumu slideshare’de paylaştım.  Şimdi de sizlerle paylaşıyorum.

Faydalı olması dileğiyle.

Eticaret   

View SlideShare presentation or Upload your own.
Sonraki Sayfa »