Otuzuncu saatin sonlarına doğru kanguru kuyruklu QANTAS uçağı Sydney havalimanına doğru inişe geçmişti. ![]()
En sonunda o çok merak ettiğim Aborjin topraklarına gelmiştim. Sydney havalimanına indiğimde birazda sıkı gümrük uygulamalarından çekinerek pasaport ve gümrük kontrolü sırasına girdim. Hani şu Sylvester Stallone ve Kraliçe Elisabeth’e bile taviz vermemesiyle nam salan Sydney Havalimanı. Yalnız bahsedildiği kadar sıkı ve paranoyak bir yaklaşım görmedim. Gerek pasaport gerekse gümrükteki memurlar olabildiğince kibar ve yardımsever insanlardı. Bu benim için güzel bir gelişmeydi. Yaklaşık bir ay sürecek bu macerada sorunlu insanlar ve kurumlarla karşılaşmak istemiyordum. Mutlu mesud bir şekilde elimde kalacağım yerin adresiyle tam bir turist havasında havalimanından dışarı doğru ilk adımı attım.
Yardım sever bir Çin insanı yanıma gelerek beni istediğim yere görürebileceğini söyledi.. "Harika" diye geçirdim içimden “Evet iyi insanlar ülkesi olmalı burası.” Çin insanı valizimi almış önde giderken bir ara bana dönüp “Fifty Dollars” (Elli Dolar) gibi bir şey söyledi. Yanlış anladığımı düşünerek “You mean fifteen?” (15 dolar mı dediniz) dedim çünkü mesafe taş çatlasın 3,5-4 Km.lik bir yer (Google Maps’e göre ). O da ne! valizimi ayaklarımın altına serilmiş sevgili çin insanın anlamadığım ama pek hoş olmadığını tahmin ettiğim bazı Çin kelimelerini söylemek suretiyle uzaklaştığını görüm
Olur böyle şeyler. diyerek dışarıda bir taksi sırası olduğunu ve normalde insanların buraya giderek normal taksilere binmek için beklediğini gördüm. Hadi Ali Haydar doğru sıraya diyerek, geniş, klimalı ve şoför koltuğu bana göre yanlış yerde
olan bir taksiye bindim.
Güneş pırıl pırıl öğlen saatleri. İstanbul, gece 03.00’ü yaşıyor. Çok garip, dokuz saat ileride dünyanın altındayım. (Bottom of the world)
Taksi kalacağım yere geldiğinde heyecanım daha bir artmıştı. Bu bir ay boyunca bir otel ya da pansiyonda kalmak yerine Aussie (Avustralya’lıların kendilerine taktıkları isim) bir aile ile kalmanın benim için çok farklı bir deneyim olacağını düşündüğümden İstanbul’da, orta halli bir aile yanını mütevazı bir ücret karşılığında ayarlamıştım.
Odama yerleştim. Artık ılık bir duş alıp biraz dinlenebilirim! Pencereler sıkı sıkı tel örgülerle kapalı. Hatta kapılar bile. Nedenini sorduğumda Avustralya ‘da birçok zehirli örümcek ve bilumum böcek türünün bolca mukim olması denildi.
Ev sahibim Sue, küçük bir gezintiye çıkarmayı önerdi. Ayrıca alışverişte yapabilecektik. Yola çıktık. Harika evlerin ve inanılmaz güzellikteki plajların yanından geçerken. Buranın neden bu kadar cazip bir şehir olduğunu anlamaya başlıyordum.![]()
Sue, bak dedi; “Burası Tom Cruise ve Thandie Newton ile Görevimiz Tehlike-2 filminin çekildiği kale” Aaa evet ben Görevimiz Tehlike serisini çok beğenirim. Tabi bu filmde Thandie’nin ayrı bir yeri var
Evet, İlk gün yavaş yavaş sonlanıyodu. Yarın büyük gün. Opera House ile randevum var ..