İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum)

İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum)

İnternet dünyamda neler oluyor. Hayat ne getirdi bize..

İnternet ve Yaşam Üzerine Paylaşı(yorum) RSS Feed
 
 
 
 

31 Ocak’ta İTÜ Maçka Kampüsünde Yeni Yıldızlar Doğacak.

etohum_logo

Geçtiğimiz senin ortalarından beri Burak Büyükdemir‘in liderliğinde gerçekleşen etohum toplantılarını ve onun  misyonunu duymayan pek kalmadı. Ama yine de  bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse,  internet sektöründe başarılı olmuş girişimcilerle, fikir sahibi olup bunu hayata nasıl geçireceğini düşünen girişimci adayları arasında canlı ve yapaylıktan uzak bir köprü kurmak için, her hafta çeşitli paylaşım toplantıları düzenlendi. Konuşuldu, paylaşıldı, gülüşüldü ve epeyce şey öğrenildi.

İşte sektöre farklı bir soluk getiren bu etohum 31 Ocak’ta fikrini hayata geçirmek isteyip www.etohum.com‘dan başvuru yaparak, ilk 15 arasına giren projeleri, İTÜ Maçka İşletme Fakültesi’nde yapılacak güzel bir etkinlikle açıklayacak.  Sektörde belki de yeni yıldızların doğuşuna tanıklık edeceğiz.

31 Ocak Cumartesi yapılacak daha iyi bir işin yoksa sende katıl. Bu doğuma sen de şahitlik et.

 

İşte detaylar

Tarih: 31 Ocak 2009 Cumartesi

Yer: C101 IBB salonu, İTÜ İşletme Fakültesi, Maçka

Zaman: 11:00 – 17:00  Katılmak, yerini ayırmak için tıkla

Windows 7 Bilmecesi!

Yaklaşık iki-üç hafta önce windows 7 ‘nin beta sürümünü  edindim. Aslında daha önce  yükleyip, sonra hemen XP‘ye dönüş yaptığım Windows Vista deneyimimden sonra biraz  isteksizce ama yine de merakla Windows 7′ye bir şans vermek istedim.

Sıkı bir XP kullanıcı olan benim için, farklı bir işletim sistemine geçmek öyle çok kolay olamayacak bir şey..  Ancak yinede yeni birşeyler denemek, her zman hoştur. Yaklaşık bir ay önce açık kaynak yazılımına destek vermek için yüklediğim Ubuntu 8.10 versiyonu.  Hem hız hem de görsellik açısından çok tatmin ediciyidi. Hele kurulumun kolaylığı, hakikaten başrarılıydı. Bununla birlikte ne yaptıysam hangi forumları incelediysem de network kartımı, Ubuntu bir türlü tanımadı. Dolayısyla internet’e  çıkış yapamadım. Daha ötesi internete bağlanamadığım için mp3, divx gibi dosyalar için gerekli olan ve kurulumda otomatik gelmeyen codec’leri de indiremedim. Kısa süren ve benim açımdan üzücü olan Ubuntu maceramdan sonra Windows 7 konusunda gerçekten tereddüt ettim. Ama yukarıda da belirttiğim gibi merak galip geldi ve yükledim.

Yükleme ardından Windows 7′nin ses ve ekran kartlarımı tanımadığını gördüm.  İnternete ulaşabiliyordu ama ses ve görüntü felaketti.  Aklımdan geçen “Ya ne uğraşıyorum ki XP ile idare et  işte” düşünceleri ile Windows 7′ye veda ederek c: sürücüsünde yer alan ve silmediğim XP’ye geri dönüş yaptım.  Üç gün öncesine kadar Windows 7‘yi tekrar denemek aklımdan bile geçmedi.  

Geçen gün bilgisayar açılışında yanlışlıkla Windows 7′yi  seçmem nedeniyle,tekrar kullanmak zorunda kaldım.  İnternette birkaç şeye bakmak gerekiyordu. Neyse internette işimi hallederken windows 7 update için izin istedi. Ben de “Nasıl olsa dışarı çıkacağım ne indirecekse indirsin.” diyerek, bilgisayarımıWin 7 ile başbaşa bırakarak  dışarı çıktım.

Nasıl oldu bilmiyorum ama. Eve geldiğimde Windows 7 ekran kartı ve ses kartı için gerekli driverları bulmuş yüklemiş ve “İşte karşındayım” diyordu.

Son birkaç günlük deneyimim sonucunda. Görsellik ve kullanım kolaylığı açısından windows 7′yi beğendiğimi itiraf etmek zorundayım.  Hız anlamında XP’ye yakın ama biraz daha kötü olmasına rağmen,Vista‘dan daha iyi. Üstelik Google Chrome ve GTalk gibi programlarıda sorunsuzca kurup çalıştırabildim.  Bana göre en entersan şey ise tüm DivX türlerini codec yüklemeksizin seyredebiliyor olmamdı. Ses kartımın performansının da arttığını da söylemeliyim.

Neyse lafın özü Windows 7 şimdilik benden geçer not aldı. Ancak deneyimlemeye ve görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

win_sound

 

Not: Bu yazı Windows 7 ortamında yazıldı :)

Sevgiler..

ARPANET’den İNTERNET’e

1957′den 2009′a internet nasıl evrildi?  ARPANET nedir? TCP/IP nasıl doğdu?

İşte harika bir sunum.

 


History of the Internet from PICOL on Vimeo.

Vazgeçmek mi?

Pazar günün kendine has bir rehaveti vardır bilirsiniz. Yarının pazartesi olduğunu bilmek! “Dinlenmeliyim”  düşüncesi v.s.  çoğu zaman bizi olduğumuz yerde pineklemeye iter.  Aslında belki de benim için sıradan olabilecek bir pazar günü geçirirken, sevgili Müge CERMAN’ın frinedfeed’de yazdıkları beni olduçka etkiledi.

 

Nick Vujicic, 26 yaşında bir Avustralya’lı, doğuştan kol ve bacakları yok. Modern, “acımasız” dünya ile baş edebilmek için daha doğuştan 4-0 başlamış hayata. Ama vazgeçmemiş! Hem hayata tutunmuş sıkı sıkı, hem de asla umutsuzluğa düşmesin diye insanlar ve özellikle gençler, düşmüş yollara.  Azimden, vazgeçmemekten bahsetmiş.  20 bin Km ötede bir ülkede dahi konu olmuş yazılara, yüreğiyle.

Etrafımızda o kadar olumsuz haber, olay ve insan var ki! Zaman zaman içimizdeki tüm hayat enerjisinin çekildiğini hissediyoruz. İşte bazen gelen bir mail veya gazete haberinde rastlarız Nick gibilerine. Bize umut verirler ve biraz da utanç. 

Utanırız, çünkü belki elimizde daha fazla imkan vardır, ama onun gibi sarılamamışızdır hayata ve umuta. 

Evet, çetin bir arena şu HAYAT. Ama  aynı zamanda denemekten vazgeçmeyelerin, başarı ve mutluluklarıyla taçlandırdıkları da şahane bir sahne.

Herkes için ve kendim için umudunu asla ama asla kaybetmemeyi bilebilecek bir ruh hali diliyorum.

 

 

 
 

 

Hayatta Kaçırdıklarımız

Bu sabah sevgili Uluç’tan gelen bir e-mail’i paylaşmak istiyorum .  Hayatta karşımıza çıkan fırsatlar ya da güzellikler ile ilgili.

  

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. 

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. 

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. 

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. 

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı… 

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Pro(b2c)lem

www.webgirisim.com ‘un Aralık sayısında yayımlanan, Türk e-ticaret sisteminin büyük ağabeyi dediğim b2c’lerin tüketici gözünden sorunlarını irdeleyen  yeni makalem.

 

Pro(b2c)lem

Türkiye’de e-ticaret ya da daha spesifik olarak b2c (business to consumer) pazarının boyutlarının ve getirisinin tatmin edici olduğu söylenemez. Günümüz ekonomik verilerine ve tam olarak olgunlaşmamış istatistikî verilerine göre, Türk e-ticaret sisteminin büyük çaplara ulaşamadığını görüyoruz. Daha önceki yazılarımda da üzerinde durduğum üzere sadece BKM (Bankalar arası Kart Merkezi) verilerine dayanarak tahminlenen bir e-ticaret büyüklüğünden bahsediyoruz. Kısaca hatırlatmak gerekirse; BKM 2007 yılında yaklaşık 5,5 mia. YTL civarında bir işlem hacminin gerçekleştiğini söylüyor. Ancak, BKM ölçümlemeyi e-ticaret yaptığını kabul ettiği şirketlerin kredi kartları toplam cirosuna göre yapıyor.

 

Burada, Birinci handikap: Kredi kartı kullanımın e-ticaret işlemlerinde %100 ağırlıklı bir ödeme metodu olmaması (tahminler b2c işlem ağırlıklarına bakılarak %85 civarında kredi kartı kullanımı yapıldığı yönünde)

İkinci handikap ise, BKM’nin e-ticaret işletmesi olarak kabul ettiği işletmelerin büyük çoğunluğunun MoTo (mail order-telephone order) diye tanımlanan kartın fiziksel olarak kullanılmadığı işlemleri gerçekleştiriyor olmalarıdır. Bu durumda bir sigorta acentesinden telefonla aldığınız bir poliçe ya da hizmetin bedeli de e-ticaret harcamalarına dahil oluyor.

Özetle, Türk e-ticaret sistemin yeterli büyüklükte olmadığını, şişirildiği aşikâr bir istatistikî veriye bakarak dahi söyleyebiliyoruz. Aslında bu ayki konumuz e-ticaret sisteminin hacmini tartışmaktan ziyade. Belki de e-ticaret sisteminin en ağır ağabeylerinden biri olan b2c’lerin hem satıcı hem de tüketici gözündeki sorunlarını irdelemek ve burada bazı önerileri dile getirmek olacak.

 

SORUNLAR NELER?

Tüketici gözüyle bakıldığında piyasada yer alan on-line satıcıların -büyük birkaç tanesi hariç- çok güvenilir bir imaj çizemedikleri görülüyor. Tüketici, internet ortamında gördüğü bir ürünü alırken;

- Acaba ürünüm gönderilecek mi?

- Stokta kalmamış mazeretini duyacak mıyım?

- Gönderim zamanında yapılacak mı? (Çok bekletilecek miyim?)

- Gönderilen ürün doğru ve ayıpsız olacak mı?

- Kredi kartımı kullanırsam kart bilgilerim kopyalanır mı?

- Ürünle ilgili bir sorun yaşarsam ya da geri vermek istersem sorun yaşar mıyım?

Gibi birçok soruyla yüzleşir ve genelde çok deneyimli değil ya da sürekli alışveriş yaptığı bir site değilse, alışverişten vazgeçer.

B2c pazarında yer alan satıcıların gözüyle baktığımızda ilk karşılaşılan sorular ve sorunlar;

     Bankalardan POS alabilir miyim?

     Faiz oranlarım çok yüksek. Maliyetlerimi arttırıyor!

     Müşteriye önerebilecek farklı ödeme alternatifleri yok!

     Sektörde neler oluyor bilmiyorum?

     Kalifiye personel eksikliği çekiyorum.

     Stoklu çalışsam bir dert, çalışmasam bir dert!

     Kargo firmalarıyla entegrasyon sorunu yaşıyorum.

Belki bu liste daha da uzar. Görüldüğü gibi sektörde hem alıcı hem de satıcı tarafında sorunlar oldukça fazla. Gelin bunları masaya yatıralım.

 

GÜVEN

Yapılan bir çok anket Türkiye’de tüketicilerin internetten alışveriş yapılabileceğini bildiklerini (figür-1) ancak bunu gerçekleştirme konusunda tereddüt ettiklerini, çoğunlukla güven duymadıklarını gösteriyor. Özellikle yıl boyunca kapatılan on-line alışveriş sitelerinin haberleri (altivi.com, shobbo.com, weblebi.com, tio.com.tr v.s) zaten olmayan güven ortamına tuz biber ekliyor.  

Figür-1 Türk internet kullanıcısının internetten alışveriş yapılabileceği farkındalık düzeyi. Türkiye_internet_raporu2007 Aytaç MESTÇİ)

 

Peki ne yapmalı?

Öncelikle, sektörde yer alan tüm satıcıların bir araya gelerek güven inşa edecek çalışmaları ivediyle masaya yatırmalılar. Bunun çok kolay olmayacağı özellikle b2c bacağında firmaların bir araya gelip örgütlenerek ortak bir çalışmayı kolay-kolay ortaya çıkaramayacaklarını düşünüyorum maalesef. Örneğin, geçen sene kurulan ETİD (Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği) kendisinden beklenen sektöre tercüman olabilecek bir performansı henüz gösteremedi.

Güven, hakikaten kazanılması zor ancak çok mukaddes bir değer. Güveni kazanılarak oluşturulacak sadık ve bilinçli bir müşteri kitlesi sektör için ciddi bir atlama tahtası olabilir. Tüketicilerin temel çekince noktalarına eğilerek bu sorunun aşılabileceğine olan inancım çok yüksek.

Firmaların sıkıntılarını ve sorunlarını bir sonraki yazıya bırakarak, tüketici cephesindeki bu temel sorulara bir göz gezdirelim.

 

1.    Acaba ürünüm gönderilecek mi?

Tüketici neden, ürünün gönderilmemesinden endişe eder? Çok acı ancak yakın geçmişte ve halen bazı b2c işletmelerin ücretini tahsil ettiği halde talep edilen ürünü göndermediği bir gerçek.

Konu tabiî ki yasalar bacağından bakıldığında suç niteliğinde. Ve muhakkak adli anlamda bir şeyler yapılıyor. Bununla birlikte bu tür haberlerin duyuluyor olması bu sıkıntıyı yaşamayan tüketiciler nezdinde dahi ciddi bir çekince noktası olabiliyor. Bu noktada sistem, kendi içinde bir otokontrol mekanizması kurarak bu tür firmaların doğal eliminasyondan çok daha önce sistemden çıkarılabilmelerini sağlamalıdır. Burada belki devlet tarafından hayata geçirilecek bir kanunla, kurulacak olana bir sivil toplam kuruluşuna belli şartlardaki kişi ya da kurumlara e-ticaret lisansı verilmesinin sağlanması, bu şartları yitiren kişi ya da kurumların lisanslarının iptal edilebilmesi bir alternatif çözüm olabilir.

 

2.    Stokta kalmamış mazeretini duyacak mıyım?

Değerli müşterimiz,

. Tarihinde siparişini verdiğiniz ürünün stoklarımızda kalmadığı tespit edilmiştir. Tedarikçi firmadan da ürünün geçici olarak temin edilemediği bilgisinin alınması nedeniyle, siparişinizi gönderemiyoruz. İstediğiniz ürününün stoklarımıza girmesini bekleyebilir, yerine başka bir ürün seçebilir ya da ücret iadesini talep edebilirsiniz.

Saygılarımızla

Bıdıbıdı.com ”

 

Bu tür e-mailler ya da firma telefonları son zamanlarda epey alınır oldu. Satıcı bacağından bakıldığında sorun yok gibi gözüküyor. “Ne yapsın adamlar stoklarında kalmamış. Bak tedarikçi firmadan da alamamışlar yazık!!” denilebilir. Oysaki stok takibini yaparak stokta olmayan ürünleri sipariş ettirmemek, ya da stok maliyetleri nedeniyle stoklu çalışılamıyorsa tedarikçilerle ön anlaşma yaparak birkaç adet ürünün revize edilebilmesi mümkün olabilirdi.

 

3.    Gönderim zamanında yapılacak mı? (Çok bekletilecek miyim?)

Her satıcı, genelde o ürün özelinde ya da genel olarak ürünlerin hangi bölgelere kaç takvim günü ya da iş gününde gönderileceğini belirtmek zorundadır. Bazen tüketiciler bu tarihlere bakmayarak bir haftada ürün gönderimi yapabilirim diyen firmaya birinci günün sonunda ürünüm neden gönderilmedi diye sitem edebiliyor. Aceleci ve doğru düzgün okumayan müşterimizin hatalı olduğu aşikâr. Bununla birlikte genelde sektörde yaşanılan gecikme tedarik edememe ya da kargo firmalarıyla efektif çalışamıyor olmanın sonuçları. Burada satıcıların ürünün gönderileceği tarih konusunda mümkün olan en yüksek hassasiyeti ve dürüstlüğü gösterebilmeleri şart. Son birkaç yıldır çıkan süper hızlı gönderi gibi, bir işgününde teslim olanaklarının artması sektörün bu konudaki olumsuz ününü telafi edebilir.

 

4.    Gönderilen ürün doğru ve ayıpsız olacak mı?

Vermiş olduğu siparişin gelmesini heyecanla bekleyen tüketicinin eline, web sayfasında gördüğünden farklı ya da kusurlu hatta kullanılmış ürünlerin gönderildiğine tanık olunabiliyor. Hatta çekingenliği nedeniyle sipariş ettiği bir cinsel sağlık ürününü yerine talaş, toprak gibi alakasız şeyler gönderildiğini ve yine çekingenlik nedeniyle hakkını arayamadığını bildiğimiz örnekleri de duyuyoruz. Bu sorun sadece cinsel içerikli ürünlerde değil, elektronik ve cep telefonu siparişlerinde bile görülebiliyor maalesef. Hal böyleyken bazı satıcılar tarafında ciddi bir kötü niyet olduğu tartışılmaz.

Firma tarafında meydana gelen ve maksadı yanıltmaktan ziyade yanlışlık olan durumlar hariç, oldukça nahoş olan bu durum karşısında tüm firmaların yukarıda da belirttiğim gibi adli önlemler dışında sektörden ihraç etme gibi yöntemleri uygulayabilecekleri bir ortam gerekiyor sanıyorum.

 

5.    Kredi kartımı kullanırsam kart bilgilerim kopyalanır mı?

Bu soru sektörün en büyük sorunlardan biri olan micro-payment metotlarının azlığından kaynaklanıyor. Geçmişte yaşanmış bazı nahoş deneyimler ve bunların medya tarafından allanıp pullanarak sürekli gündeme getiriliyor olması, birçok kullanıcının internette kredi kartını kullanırken tereddüt ediyor olması sonucunu doğurdu. Hatta yüksek itibarlı bazı kişilerin “internette kredi kartımı kullanmak istemiyorum” açıklamaları sektöre ciddi rahatsızlıklar verdi. Oysa kredi kartının, internette kullanılması ile bir restauranta kullanılması arasında gerçekleşebilecek olan kopyalanma riski aynı.

Orta ve uzun vadede düzenli bir bilgilendirme ve reklam yapılmadıkça bu konuda güven anlamında bir gelişme olabileceği görülmüyor. Konu hakkında söyleyebilecek çok şey var. Ancak burada güven ortamının yeniden tahsisinden ziyade yeni ödeme metotları geliştirip bunların kullanım oranlarının artırılması daha etkili bir çözüm olabilir. Konu hakkında daha fazla detay için daha önce yazmış olduğum makale (http://www.alihaydarca.com/2008/11/14/odeyememe/)

 

6.    Ürünle ilgili bir sorun yaşarsam ya da geri vermek istersem sorun yaşar mıyım?

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre bir üründe açık bir ayıp söz konusu ise 30 gün içinde durumun firmaya bildirimi ile iade, indirim ya da değişim tüketicinin yasal hakkı. Hatta alınan ürünün ayıplı olduğu belli bir kullanımdan sonra ortaya çıkmışsa (gizli ayıp) 30 günlük süre geçilmiş olsa bile firmadan zararın tazmini talep edilebilmekte.

Gel gelelim bu hakların kullanılması konusunda sadece internet ortamında değil, bazı satıcıların işi yokuşa sürme ya da ağırdan alma noktasında kemikleşmiş bir davranış modelleri olduğu gözlemleniyor. Özellikle internet ortamında meydana gelen alışverişlerde bu konuya özel bir dikkat ve önem verilmesi hem firmalar hem de kanun koyucu ve uygulayıcılar açısından üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu.

 

Sonuç olarak,

Tüketici gözüyle b2c eksenli e-ticaret’in Türkiye’deki sorunlarının irdelendiği bu makalede, sorunların Birey-Firma-STK ve Devlet ekseninde el-ele verilerek çözümlenmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Sektörün ve ülkemizin yarınlarını daha güçlü kılmak için hemen çalışılmaya başlanması dileğiyle

 

Sevgiler,

 

E-Ticaret’e genel bir bakış.

24 Kasım Pazartesi değerli hocam Melih Kırlıdoğ’un ricasını kıramayarak. Marmara Üniversitesi MIS master öğrenicilerine, e-ticarete genel bakış konulu bir ders anlattım.

Oldukça keyifli geçen  sunumu slideshare’de paylaştım.  Şimdi de sizlerle paylaşıyorum.

Faydalı olması dileğiyle.

Eticaret   

View SlideShare presentation or Upload your own.

Öde(ye)me(me)

 

On-line yayınlanan webgirişim dergisinin Kasım sayısında’ki e-ticaret’te ödeme ile ilgili makalem.

1

Dünya’nın bu günlerdeki gündemi, Amerika’dan başlayıp dalga dalga yayılan ekonomik fırtına! Öldük, bittik edalarıyla her yerde türlü türlü yazılar, röportajlar, demeçler görüyoruz ister istemez. Toplumun her kesiminden gelen farklı fikirler ve kriz senaryoları moralleri bozuyor ve yatırım planlarını ertelemeye ya da en azından üzerinde düşünmeye sevk ediyor bizleri. Tam böyle bir dönemde, yazacağım e-ticaret eksenli ikinci makalenin konusunu belirlemekte tereddüt ettim. Acaba böyle bir dönemde, hangi e-ticaret sitelerine yatırım yapıp yapmama ya da zamanlaması konusunda bir şeyler yazmak doğru olurdu muydu? Yoksa zaten bulanık olan ortama şu an yeni bir fikir eklemek için erken miydi? İşte bu nedenle, mideleri daha fazla bulandırmaya gerek olmadığını düşünerek farklı bir konuda yazmaya karar verdim. Konumuz: E-ticaret sitelerinde (şimdilik sadece B2C’ler) ödeme sistemlerine bakış.

Ödeme sistemlerinde yetersizlik
Gerek kendi şirketimizde yaptığımız müşteri anketleri, gerekse piyasada yapılmış anketleri incelediğimizde, ödeme sistemlerinin “görece yetersizliği” müşteri şikâyetlerinin başında geliyor. Görece yetersizlik diyorum. Çünkü, özellikle Türk bankacılık sisteminin günümüzde geldiği noktaya bakıldığında kullanılan kartlı ödeme sistemi uygulamalarıyla dünyada örnek gösterilebilecek bir yerde olduğunu görmekle beraber özellikle kartlı ödeme denilince aklımıza gelen kredi kartlarının internette kullanılmasında güven eksikliği nedeniyle yaşanılan bir yetersizlik algısı var.

2

Güven Unsuru!
İnternette yapılan her türlü alışveriş işlemi, tarafların birbirlerini görerek yaptıkları alışverişe (off-line) göre güven unsurunun daha çok sorgulandığı alışveriş türleridir. Satıcıyla yapılan göz teması o kişi tanıyalım ya da tanımayalım daha bir güvenli gelir bizlere. Oysa gerek fiyat avantajı, gerekse çabuk ve kolay olması nedeniyle on-line alışveriş çoğunlukla daha akıllıca görünmektedir. Peki, bir internet sitesinde alışveriş yaparken nasıl bir güvenlik sorunu yaşanabilir?

    Ürün gönderilmeyebilir.

    Kredi kartıyla ödeme yapılmış ise kart bilgileri (kart numarası, cvv2 ve son kullanma tarihi ) kopyalanıp, kötü niyetli şahıslarca kullanılabilir.

    Alışveriş yapılan sitenin ancak hesap ekstresinde fark edilen ekstra kesintiler yapmış olduğu görülebilir.

     

Aslında liste belki daha da uzatılabilir. Ama alışverişten vazgeçmek için bu kadarı bile yeterli sanırım. Bu ihtimaller, muhtemel olmasına rağmen çok sıklıkla yaşanılan durumlar değildir. Belki de özellikle kart bilgilerinin kopyalanma ihtimalinin düşünülmesi internet üzerinde alışveriş yapılmasını engelliyor. Ancak burada ilginç bir noktayı belirtmek gerek; her ne kadar güven sorunundan bahsetsek de B2C (business to customer) mağazalarda müşterilerin tercih ettiği ödeme metotlarına bakıldığında kredi kartı kullanımı %80-85 seviyeleri ile lider ödeme metodu. Buradan çıkarılacak sonuç: İnternette alışveriş yapan kullanıcı (Yani zaten sistemde olan), kredi kartı kullanımının güvenli olduğunu düşünüyor. İnternette kredi kartı kullanımının güvenli olduğu mesajının verilmesi, internette alışveriş yapmasını arzu ettiğimiz o hedef müşteri kitlesini bir şekilde içeri çekebilir.

3

Kredi Kartı Kullanımının Teşvik Edilmesi
Gerek bankalar gerekse büyük kredi kartı şirketleri (VISA, MASTERCARD v.s) çeşitli reklam kampanyaları ve PR çalışmaları ile kredi kartlarının internette kullanılmasını teşvik edecek çalışmalar yapmalıdırlar. Esasen bu konuda hiçbir şey yapılmadığını söyleyemeyiz. Örneğin, 3D Secure sistemi VISA ve MASTERCARD tarafından geliştirilen tıpkı off-line ortamdaki Chip&PIN gibi kullanıcıların internette daha önceden belirlemiş oldukları şifrelerini girerek alışveriş yapmalarına olanak tanıyan bir sistemdir (Tabi bu sistemin zor olması, gerek kullanıcı, gerekse B2C nezdinde, pek tercih edilir olmamasına neden olmuştur. Burada kanımca, kullanım açısından direnç gösteren her uygulama gibi 3D Secure’ün de ya masaya yatırılıp dahakullanılabilir hale getirilmesi ya da yerine daha yenilikçi sistemlerin geliştirilmesi gerekiyor). Bankalar da sanal kart çıkararak (Kredi kartına, ek kart statüsünde bağlı olan, fiziki olarak basılmamış, limiti sıfır olup alışveriş anında limitini belirleyebileceğiniz bir kart) bu çalışmalara destek oldular bir şekilde! Kimine göre oldukça olumlu bir hareket olarak görülen bu çalışmalar, ne yazık ki istemeyerek de olsa topluma, internette fiziki kredi kartı kullanımının güvensiz olduğu gizli mesajını verdi.

Herkes kullanımı arttıracak iyi niyetli çalışmalar yapıyor. Ancak kimse kullanıcı davranışlarının temel dinamiklerini hesaba katamıyor. Sonuç itibariyle bu şekilde pek yürümediği ortada.

4

Alternatif Ödeme Metotlarında Mevcut Durum
Özellikle B2C cephesinden bakıldığında, firmalar müşterileri için alternatif ödeme metotlarını sunmaya çalışmaktalar. Havale gibi, kapıda ödeme gibi seçenekler kredi kartı olmayan ya da kullanmak istemeyen kullanıcılar için alternatif olabiliyor. Ancak buradaki kullanım oranları çok yüksek değil. Yaşanılan bazı sorunlarda işin cabası. Kapıda ödeme: Siparişini verdikten sonra gelen ürünü, teslim alırken kapıda ödeme yapılmasına (Nakit ya da kredi kartı) olanak sağlıyor. Migros sanal market’ten sebze meyve söylemişseniz gramaj farkı nedeniyle oluşabilecek fiyat farkını ödemek için en pratik yollardan biri olarak görünüyor. Bununla birlikte kötü niyetli kullanıma da son derece açık. İki adet farklı renkte buzdolabı sipariş edip kapıda beğendiğini alan, diğerini geri gönderen müşteri örnekleriyle dolu olabiliyor bu ödeme alternatifinin kullanımı ülkemizde.

5

Görüldüğü gibi her alışverişte olduğu gibi burada da karşılıklı güven ve iyi niyet çok önemli. Almanya’da Überweisung adı verilen basit bir ödeme metodu var. Kullanıcı ürünü sipariş ediyor, bu sırada satıcıya ilgili meblağı hesabından çekmesi için yetki de veriyor. Yani, müşteri ürünü aldıktan belki de kullandıktan sonra ödemeyi yapmış oluyor. Kullanıcının iyi niyetine dayanan bir ödeme metodu. Almanya’da konuyla ilgili konuştuğumuz bazı yetkililer burada kullanıcı tarafından meydana gelen istismarın çok çok az olduğunu belirtmişlerdi. Ülkemiz şartlarında bu ödeme sisteminin kullanılabilir olmadığını belirtmeme gerek yok sanıyorum.

6

Yeni Ödeme Metotları

İnternette alışveriş yaparken tek seçenek bunlar değil tabiî ki. Turkcell’in 2005′te duyurduğu Mobil Ödeme, Garanti Bankası’nın 2007′de lansmanını yaptığı CepBank Alışveriş’i göz dolduran örnekler içerisinde. Cep telefonu ile kredi kartı numarasını eşleştirip kart numarası yerine cep numarası girilmesi ve cep telefonuna gelen konfirmasyon SMS’ine özel şifre ile yanıt verip alışverişin sonlanması temeline dayanan her iki uygulamanın temel farkı. Turkcell’in bu hizmeti sadece herhangi bir kredi kartı sahibi müşterilerine önerirken, Garanti Bankası’nın kendi mudi ya da kart sahiplerinin herhangi bir operatördeki cep numarasına tanımlanabiliyor olması. Her iki sistem, kullanımı kolay ve gelecek vaat eden ödeme metotları olmalarına rağmen ne yazık ki yaygınlıkla kullanılabilir noktalara gelemediler hala. (Kullanım oranları ve toplumda bilinirlik durumlarına bakarak bunu kolayca anlayabiliyorsunuz)

Tüm dünyada yoğun bir kullanım gösteren PayPal‘in Türkiye pazarına girmek için birkaç zamandır hem bazı bankalar, hem de Ankara ile görüşmeler içinde olduğunu biliyoruz. Skype ve RapidShare gibi birçok yabancı kaynaklı internet uygulamasında satın alma işlemini çabucak halledebilmek için Türkiye’deki kullanıcıların da yavaş yavaş kullanmaya alıştığı PayPal, Türkiye’ye girdiğinde eğer doğru tanıtım ve konumlandırma yapılırsa çok başarılı olabilir. Burada beni en çok ilgilendiren nokta, eğer PayPal kullanıcının güvenini kazanırsa Türk e-ticaret sisteminin gelişiminde önemli bir sorun olarak görülebilen ödeme sistemlerindeki “görece yetersizlik” sorunu için olumlu bir kapı açabilecek olması.

Bilmiyorsak konuşmayalım! (Krizden medet umanlar)

 

Evet, dünya büyük bir global kriz atlatıyor ve evet durum hiç açıcı değil.  Buraya kadar herkes aynı fikirdedir sanıyorum. Temel sorun şu ki:  Şu ara bir çok medya kuruluşu krizin gerçek boyutlarını yansıtmaktan ziyade panik ortamı oluşturarak bir şekilde (Herhalde siyasi) menfaat sağlamak hevesindeler. Elbette kriz yok! Her şey güllük gülistanlık diyen medya kuruluşlarının da yaptıklarını tasvip etmiyorum.

Ama lütfen bakın etrafınıza! Ekonomiyi şu aralar devinim halinde tutan bir şekilde moral-motivasyon ve gelecek beklentisiyken. Gelecek ile ilgili uzmanlık alanımız olmayan konularda yorumlar yaparak insanların kafasını karıştırmayalım.

Ülke  olarak el ele vererek bu krizin de üstesinden geleceğiz. Bundan hiç şüphem yok. Kurtuluş savaşı gibi en imkansız mücadeleleri bile kendi lehine çevirmiş bu güzel ülkenin, güzel insanları elbette bu sorunları da halledecekler.

Aman ne olur.  “Biraz dikkat çekeyim” diye hem çalışanın hem de işverenin kafasını karıştırıp insanların ekmeğiyle oynamayalım.

 
Sevgiler

Bekle Buğday Tanesi

Çabalamaktan vazgeçmeyenelere ithaf olunur..

————–

Bekle kar altında kalan buğday tanesi
Yine onun sularıyla yeşereceksin
Gözyaşların çare değil ağlama büyü
Başını dik tutabilirsen boy vereceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin

Korku kar eylemez bir kez yola düşene
Sen bir aşkın içindesin yaşayacaksın
Dört yanını börtü böcek sarsa ne çıkar
Toprağa sıkı sarıl başedeceksin

Her yanımda allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Başedeceksin

Buğday Tanesi / Yavuz BİNGÖL

Sayfalar

Kategoriler

Son Yazılar

Translate

RSS RSS

View Ali Haydar Unsal's profile on LinkedIn

Google Friend Connect

Bağlantılar

Son Yorumlar

 

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Mr. Ali Haydar Unsal