Cevher yere düşmekle sakıt olmaz kadr-ü kıymetten

blame

Size, kendinizi değersiz hissettiren insanlar çıkar bazen karşınıza. Kendilerini pek bir poh-poh layıp yaptıklarınızı, değerlerinizi ve belki de sizi  yargılamaya çalışır bu isanlar. Öylesine emindirler ve öylesine iyi anlatırlar ki tezlerini veya hikayelerini zamanla  siz bile inanır olursunuz .

İşte bu durum eğer dur denilmezse gittikçe büyüyen bir kartopu olur ve zamanla yabancılaşma ve güvensizlik getirir size.

Kırk kere söylenen şey doğru olurmuş hani.  Zamanla hata yapmaya ve tıpkı hikaye edildiği gibi davranmaya başlarsınız.  Kurgu, neticesinde hedefine ulaşır ve pes edersiniz.

Çabalamazsınız.

İşte günümüz dünyasında bir çok kere karşılaşabilieceğimiz bir durum bu.  Özünde kendine güvensizlik aramak gereken ancak gerçekte  sosyal bir problemdir de aynı zamanda.

Örneğin, camı kıran ağabey, suçu kardeşinin üstüne atar. Ama bunu öylesine ustalıkla hallederki, sadece ebeveynler inanmakla kalmaz kardeş de camı kıranın kendisi olduğu konusunda şüphe edip en sonunda camı krdığına inanır.

Bugün siyasetten, ekonomiye, bilim dünyasından, iş dünyasına kadar bi çok yer de benzer hikayeler vardır. Ancak yaşandığını çoğunlukla görmezsiniz. Çünkü gizlidir.  Kurban, kurban olduğunun farkında bile değildir maalesef.

Ama herşeyin çözümü var.  Cesaret – Kararlılık  ve Özgüven ile çözümlenemeyecek sorun, çürütüleyecek tez yoktur.

Yeterki isteyelim.

Cevher yere düşmekle sakıt olmaz kadr-ü kıymetten

Posted in Hayat | Leave a comment

Farkındalığımın Birinci Günü

Bugün, önemli bir gün.
En azından 31 yıllık hayatımda belli şeylerin farkına vardığım bir gün olduğu için bana özel bir gün. Ama şu bir gerçek ki artık beni daha güçlü yapacak.  Sevgili dostlarım Emre ve Emrah ile akşam üstü yaptığımız sohbet sırasında bugüne kadar farkına varıp ta bir türlü ifade edemediğim kendimle ilgili bir gerçeğin farkına vardım.
Bu gerçek kabaca “Kendimin Farkında Olmak”  aslında..
İnsan, bazen elinde olan şeylerin bırakın kıymetini bilmeyi, tam olarak ne olduğunu bile anlayıp bilemiyor olabiliyor. elinizde ne olduğunu bilmediğinizde isabetsiz atışlar yapma ihtimaliniz elbette yükseliyor. Hayatım boyunca birçok sorunlu! insandan gördüğüm hep aynı karsı davranısı aslında bir sekilde benim tetiklediğimi fark ettim.  Bunu açıklamak çok güç.  Ve bazı nedenlerden dolayı detaylı da yazamıyorum  (tabi şimdilik) Ama şunu söyleyebilirim ki;
Bu farkındalık aslında bir anlamda öğretmen gibi de;
Mesela; Asla karşındaki kişilerin seninle aynı düşünce sitemeatiğinde ve düzeyinde olduğu yanılgısına kapılma. Mevlana’nın dedeği gibi “Ne kadar bilirsen bil anlattıkların karşıdakinin anlayabildiği kadardır”

Bugün, önemli bir gün.42778_149099

En azından 31 yıllık hayatımda belli şeylerin farkına vardığım bir gün olduğu için bana özel bir gün. Ama şu bir gerçek ki artık daha bir güçlü yapacak beni.  Sevgili dostlarım Emre ve Emrah ile akşam üstü yaptığımız sohbet sırasında bugüne kadar farkına varıp ta bir türlü ifade edemediğim kendimle ilgili bir gerçeğin farkına vardım.

Bu gerçek kabaca “Kendimin Farkında Olmak” aslında..

İnsan, bazen elinde olan şeylerin bırakın kıymetini bilmeyi, tam olarak ne olduğunu bile anlayıp bilemiyor. Elinizde ne olduğunu bilmediğinizde isabetsiz atışlar yapma ihtimaliniz doğal olarak yükseliyor.  Hayatım boyunca birçok sorunlu(!) insandan gördüğüm hep aynı karsı davranışı aslında bir sekilde bizzat kendimin tetiklediğini fark ettim.  Bunu açıklamak çok güç.  Ve şimdi  detaylı  yazmıyorum  (tabi şimdilik ileride detaylı olarak anlatılmalı)

Ama şunu söyleyebilirim ki;  Bu farkındalık aslında bir anlamda iyi bir öğretmen gibi de;

Mesela;  Asla karşındaki kişilerin seninle aynı düşünce sistemetiğinde ve düzeyinde olduğu yanılgısına kapılma.

Ne güzel demiş Mevlana;  ”Ne kadar bilirsen bil anlattıkların karşıdakinin anlayabildiği kadardır”   Buradan “ukalalık” sonucu çıkmamalı.   Ama şu bir küpe olmalı kulağıma

“Anlaşılmıyorsa, ya da anlaşılmak istenmiyorsa altında başka şeyler olabileceğini bil”

Posted in Hayat | Leave a comment

ATATÜRK’TEN SON MEKTUP

ATATÜRK’TEN SON MEKTUP

ata

Siz beni halâ anlayamadınız .


Ve anlamayacaksınız çağlarca da…
Hep tutturmuş “Yıl 1919, Mayıs’ın 19′u” diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz .
Mustafa Kemâl’i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemâl’i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl’in ülküsü, sadece söz değil.

Bana, muştular getirin bir daha,
uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemâl’i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl’i anlamak gözboyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar…
Mustafa Kemâl’i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemâl’i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemâl’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil…

Posted in Hayat | 3 Comments

NEDEN BEN?

NEDEN  BEN?

Efsane Wimbledon’un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’ten ölüm döşeğindedir. Hayranlarından biri sorar;

- Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

Arthur Ashe cevap verir;

- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar,

5 milyonu tenis oynamayı öğrenir,

500 bini profesyonel tenisçi olur,

50 bini yarışmalara girer,

5 bini büyük turnuvalara erişir,

50′si Wimbledon’a kadar gelir,

4′ü yarı finale,

2′si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım.

Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben?’ derim?.

Mutluluk insanı tatlı yapar.

Başarı ışıltılı..

Zorluklar güçlü..

Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.

Tanrı’ya asla ‘Neden ben’ diye sormayın.

Not: paylaşım için sevgili Nurşen Kaya’ya teşekkürler..

Posted in Hayat | 2 Comments

Seven Advice of Rumi (Mevlana’nın 7 Öğüdü)

Hz.Mevlana’nın Yedi Öğüdü & Seven Advices of Rumi

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol… In generosity and helping others be like a river…
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol… In compassion and grace be like sun…
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol…In concealing others’ faults be like night…
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol…In anger and fury be like dead…
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol…In modesty and humility be like soil…
Hoşgörülükte deniz gibi ol…In tolerance be like sea…
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…Either appear as you are, or be as you look.
  1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol… In generosity and helping others be like a river…
  2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol… In compassion and grace be like sun…
  3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol…In concealing others’ faults be like night…
  4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol…In anger and fury be like dead…
  5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol…In modesty and humility be like soil…
  6. Hoşgörülükte deniz gibi ol…In tolerance be like sea…
  7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…Either appear as you are, or be as you look.

Posted in Deneyim, Hayat | Leave a comment

En Büyük Pişmanlığınız Neydi?

Avustralya’lı yönetmen Patrick Hugues’in Schweppes kısa film festivalinde gösterilen 12 dakikalık Kısa filmi “Signs” (İşaretler) modern toplumda yaşayan fertlerin karşı karşıya kaldığı çıkmazlardan biri olan “pişmanlık” kavramına gönderme yapıyor.

Filmin başında kahramanın tekdüze hayatına üzülüyorsunuz. Sonrası kalpleri ısıtacak güzel bir hikayeye dönüşüyor.

Seyretmeye değer.

Posted in Hayat, Yeni | 4 Comments

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?

Biraz önce FF’de  rastladım. Bu paylaşıma.  Arada sırada okuyup silkinmek ve ne olduğumuzu hatırlamak için ideal.   Teşekkürler Burçak Çubukçu ve Serhat Sine

mevlana

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya.. Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. Geçer dediklerimi geçirdim.. Biter dediklerimi bitirdim.. Nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. Gün oldu; silkindim, yeter dedim.. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. Haddinizi aşmayın ey faniler.. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi.. Dağılın ve gidin, ama bilin.. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım da vardır lakin, lafa bakarım laf mı adama bakarım adam mı diye…

Posted in Hayat | 5 Comments

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

Sevgili Uluç’tan gelen bir mail.  Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi üzerine.

Hemen paylaşmak istedim. Bence çok anlamlı.

iki

İki şey ‘Kalitesiz İnsan’ ın özelliğidir :

1- Şikayetçilik

2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :

1- Bakış açısını değiştirmek

2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller :

1 – Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek

2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :

1- Demagoji (Laf kalabalığı)

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı ‘Nitelikli İnsan’ yapar :

1- İradeye Hakim Olmak

2- Uyumlu Olmak

İki şey ‘Ekstra Değer’ katar :

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak

2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır :

1- Kararsızlık

2- Cesaretsizlik

İki şey kâşif yapar :

1- Nitelikli çevre

2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :

1- Baskın yeteneği bulmak

2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır :

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek

2- Kendi ni güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :

1- Niyetin saf olması

2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır :

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak

2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller :

1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)

2- Felakete odaklanmış olmak

Posted in Hayat | 2 Comments

31 Ocak’ta İTÜ Maçka Kampüsünde Yeni Yıldızlar Doğacak.

etohum_logo

Geçtiğimiz senin ortalarından beri Burak Büyükdemir‘in liderliğinde gerçekleşen etohum toplantılarını ve onun  misyonunu duymayan pek kalmadı. Ama yine de  bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse,  internet sektöründe başarılı olmuş girişimcilerle, fikir sahibi olup bunu hayata nasıl geçireceğini düşünen girişimci adayları arasında canlı ve yapaylıktan uzak bir köprü kurmak için, her hafta çeşitli paylaşım toplantıları düzenlendi. Konuşuldu, paylaşıldı, gülüşüldü ve epeyce şey öğrenildi.

İşte sektöre farklı bir soluk getiren bu etohum 31 Ocak’ta fikrini hayata geçirmek isteyip www.etohum.com‘dan başvuru yaparak, ilk 15 arasına giren projeleri, İTÜ Maçka İşletme Fakültesi’nde yapılacak güzel bir etkinlikle açıklayacak.  Sektörde belki de yeni yıldızların doğuşuna tanıklık edeceğiz.

31 Ocak Cumartesi yapılacak daha iyi bir işin yoksa sende katıl. Bu doğuma sen de şahitlik et.

 

İşte detaylar

Tarih: 31 Ocak 2009 Cumartesi

Yer: C101 IBB salonu, İTÜ İşletme Fakültesi, Maçka

Zaman: 11:00 – 17:00  Katılmak, yerini ayırmak için tıkla

Posted in internet | 1 Comment

Windows 7 Bilmecesi!

Yaklaşık iki-üç hafta önce windows 7 ‘nin beta sürümünü  edindim. Aslında daha önce  yükleyip, sonra hemen XP‘ye dönüş yaptığım Windows Vista deneyimimden sonra biraz  isteksizce ama yine de merakla Windows 7′ye bir şans vermek istedim.

Sıkı bir XP kullanıcı olan benim için, farklı bir işletim sistemine geçmek öyle çok kolay olamayacak bir şey..  Ancak yinede yeni birşeyler denemek, her zman hoştur. Yaklaşık bir ay önce açık kaynak yazılımına destek vermek için yüklediğim Ubuntu 8.10 versiyonu.  Hem hız hem de görsellik açısından çok tatmin ediciyidi. Hele kurulumun kolaylığı, hakikaten başrarılıydı. Bununla birlikte ne yaptıysam hangi forumları incelediysem de network kartımı, Ubuntu bir türlü tanımadı. Dolayısyla internet’e  çıkış yapamadım. Daha ötesi internete bağlanamadığım için mp3, divx gibi dosyalar için gerekli olan ve kurulumda otomatik gelmeyen codec’leri de indiremedim. Kısa süren ve benim açımdan üzücü olan Ubuntu maceramdan sonra Windows 7 konusunda gerçekten tereddüt ettim. Ama yukarıda da belirttiğim gibi merak galip geldi ve yükledim.

Yükleme ardından Windows 7′nin ses ve ekran kartlarımı tanımadığını gördüm.  İnternete ulaşabiliyordu ama ses ve görüntü felaketti.  Aklımdan geçen “Ya ne uğraşıyorum ki XP ile idare et  işte” düşünceleri ile Windows 7′ye veda ederek c: sürücüsünde yer alan ve silmediğim XP’ye geri dönüş yaptım.  Üç gün öncesine kadar Windows 7‘yi tekrar denemek aklımdan bile geçmedi.  

Geçen gün bilgisayar açılışında yanlışlıkla Windows 7′yi  seçmem nedeniyle,tekrar kullanmak zorunda kaldım.  İnternette birkaç şeye bakmak gerekiyordu. Neyse internette işimi hallederken windows 7 update için izin istedi. Ben de “Nasıl olsa dışarı çıkacağım ne indirecekse indirsin.” diyerek, bilgisayarımıWin 7 ile başbaşa bırakarak  dışarı çıktım.

Nasıl oldu bilmiyorum ama. Eve geldiğimde Windows 7 ekran kartı ve ses kartı için gerekli driverları bulmuş yüklemiş ve “İşte karşındayım” diyordu.

Son birkaç günlük deneyimim sonucunda. Görsellik ve kullanım kolaylığı açısından windows 7′yi beğendiğimi itiraf etmek zorundayım.  Hız anlamında XP’ye yakın ama biraz daha kötü olmasına rağmen,Vista‘dan daha iyi. Üstelik Google Chrome ve GTalk gibi programlarıda sorunsuzca kurup çalıştırabildim.  Bana göre en entersan şey ise tüm DivX türlerini codec yüklemeksizin seyredebiliyor olmamdı. Ses kartımın performansının da arttığını da söylemeliyim.

Neyse lafın özü Windows 7 şimdilik benden geçer not aldı. Ancak deneyimlemeye ve görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

win_sound

 

Not: Bu yazı Windows 7 ortamında yazıldı :)

Sevgiler..

Posted in Deneyim, Yeni | 10 Comments