8 Ekim 2008, 16:30-16:50 arasında, CeBIT – TBD gençlik özel etohum toplantısı: INTERNET GÜREŞİMCİLİĞİ kapsamında çok sevgili Tuncay TUNCER ve Emre GÜZER ile birlikte kısa bir e-ticaret sunumu yapacağız. İlgilenen herkesi en azından tanışmak ve fikir paylaşmak için bekliyoruz.
TweetCeBIT – TBD gençlik özel etohum toplantısı: INTERNET GÜREŞİMCİLİĞİ
TuncayTuncer.com’da Yayınlanan Röportajım. (E-ticarette Bankaların Rolü)
Çok değerli Tuncay Tuncer’in blogunda e-ticarette bankaların rolünü, bildiğimiz ölçüde masaya yatırdık. Röportaj havasında gecen bu sohbetin detaylarını paylaşmak isterim.
E-Ticaret ile ilgili yazdığım yazılara, konunun bankalar bacağıyla devam etmek istedim. Zira bankalar, aslında bu konu ile ilgili çok önemli bir yerde bulunmakta ve sektörün geleceği için, sektör içindeki oyuncular arasında da sıkça tartışılmakta.
Konuyla ilgili tabiki benim de bildiğim, gördüğüm ve duyduğum bir çok gelişme var ama bu sefer, bu konuda daha çok bilgisi olan ve konu hakkında uzmanlığı olan birisi ile konuyu irdelemenin, hassas olan bu nokta için daha faydalı olacağını düşündüm.
Alihaydarca.com blogundan da takip ettiğimiz Ali Haydar Ünsal, şu anda Tio.com.tr‘da İş Geliştirme Müdürü olarak görev yapıyor ama geçmişine baktığımızda 10 senelik bir banka tecrubesi olduğunu görüyoruz. Bu tecrube de aslında işin bizim ilgilendiğimiz tarafıyla, yani bankaların internet uygulamaları konusu ile ve Alternatif Dağıtım Kanalları (ADK) tarafında kazanılmış. Uzun yıllar TEB ve Finansbank gibi iki büyük firmada görev alan ve yöneticilik yapan Ali Haydar Ünsal’a ben sordum, kendisi cevapladı. Sonuçta iyi bir kaynak olduğunu düşündüğüm güzel bir söyleşi oldu.
Söyleşiden önce kendi görüşümü size aktarayım. Bankaları şahsen bugün e-ticaretin önündeki en büyük engellerden birisi olarak görmekteyim. Sanal pos istersiniz vermezler… Verdiler diyelim, “keşke vermez olalardı” diyeceğiniz oranlarla sizin kazanç kapınızı adeta yok ederler… Prosedürler içinde sizi boğarlar. Alternatif ödeme sistemleri ile ilgili hiç bir geliştirme çabaları olmaz ve kendilerini, e-ticaret gibi aslında kendilerine çok büyük gelir getirebilecek bir yapıyı bile görmezden geliyormuş gibi konumlandırırlar.
Oysa ellerindeki güç o kadar büyüktür ki, bu alana her türlü yatırımı yapacakları kaynakaları mevcuttur. Ancak eksik olan, buraya bir çivi çakıp, binlercesini geri alacaklarını görme vizyonlarından yoksun olmalarıdır. Konuyu daha fazla uzatmayayım, zaten sorular ve cavaplarında siz neler olup bittiğini okuyacaksınız.. Umarım beğenirsiniz…
***
- Türkiye’de e-ticarette özellikle bankalar konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Bankaların e-ticaret konusuna ve burada faaliyet gösteren firmalara bakışı nasıl?
Yaklaşık 2000 yılından beri bankalar tarafında, sanal pos çıkartarak e-ticaret sektörüne destek olmak adına çalışmalar yapılıyor. 2008 itibariyle durumu biraz daha incelediğimizde, bir çok e-ticaret sitesinin bankalarla ilgili şikayetlerinin arttığını görüyoruz. Problem de şu; yakın dönemde bir şekilde iflasını açıklamış ya da bir şekilde mali suçlu durumuna düşmüş e-ticaret siteleri nedeniyle bankalar, risklerinin arttığını düşünerek, bu firmaların sanal poslarını kapatmıştır. Eski bir bankacı olarak burada bankaları suçlamıyorum zira bankalar öncelikle kendilerini düşünürler ve bu da oldukça doğaldır. Ancak durum ortadadır ve ciddi anlamda bir sıkıntı yaratmıştır.
1998 yılında TEB’de internet bankacılığı konusunda çalışmalar yaparken, yöneticilerimiz bize e-ticaret hakkında eğitimler verirlerdi. Bu eğitimlerde e-ticaretin ne demek olduğu, Türkiye’de e-ticaretin geleceği, bankaların kendilerini nasıl konumlandıracakları anlatılırdı. Belli başlı bankalar, o zamanlardan Türkiye’de e-ticaretin belli bir yerlere geleceğini biliyorlardı ve buna uygun olarak çalışmalarına başlamışlardı.
- Yeterli Alt Yapı Kuruldu mu?
Esasen bakıldığında, bugün AB ve Dünya geneli ile bakıldığında, bankalarımızın kullandıkları sistemler modern ve gelişmiş sistemlerdir. Hatta bir çok ülkeye örnek gösterilen sistemlerdir. Konuya E-ticaret altyapısı olarak bakarsak, bankaların zaten bu konuda yapacakları çok fazla bir çalışma bulunmuyor.Yapılacak şey, sanal pos olarak isimlendirilen sistemi, kaliteli ve hızlı bir şekilde vermek ve bununla birlikte alternatif ödeme sistemlerini şekillendirmek olmalı. Sanal posların 2000′li yıllardan beri gelişimi, son 3-4 yıla baktığımızda hızlı bir şekilde ilerliyor. Ancak alternatif ödeme yöntemleri konusunda çok ciddi adımlar atılmış olmadığını, üzülerek gözlemiyoruz. Mesela, kredi kartı ve havale dışında ödeme sistemi bulunmuyor olması, e-ticaret sistemlerinin yaşadıkları en büyük problemlerin başında geliyor.
- Sizce bankalar, e-ticretin gelişimi önünde mevcut durum itibariyle bir engel teşkil ediyorlar mı? E-ticarette beklenen büyümenin önünde bankalar bir engel mi, yoksa değil mi? Özellikle Sanal Pos Alımı konusunda ciddi problemler var. Bu problemlerin kaynağı nedir? Çözümü var mı?
E-ticaret’in gelişmesi konusunda tek engel bankalar değil tabi ki. Ancak bankaların da büyümeye etkisi mutlaka var. Şimdi, yeni kurulan işletmelere baktığımızda, yeni kurulan bir işletmenin bankaya başvurup sanal pos alması çok zor. Bankalar genel de sanal pos vermemek adına oldukça uğraştırıyorlar. Bankaları burada anlıyorum, sonuçta charge-back riski var bu bankalar için önemli bir konu ve tanımadıkları firmalar için bu riski almak istemiyorlar. Ama özellikle e-ticaret işletmeleri, çok küçük kadrolarla kurulan ve ticari anlamda da çok fazla birikimleri olmayan şirketler. Bankalar da bu konuda çekinceli davranıyorlar ve bu sıkıntı oluşturuyor. Bunu aşma yönünde birşeyler yapılmalı mutlaka. Vpos olmasa bile özellikle “micro payment” konusunda bankaların çözümler üretmesi gerekiyor. Yurt dışındaki bir çok alternatif ödeme methodunun, Türkiye pazarına hızla bir şekilde girip entegre olabileceğini ve pastadan önemli pay alabileceklerini düşünüyorum. Mesela Pay Pall’ın Türkiye’ye girişi ile ilgili çalışmalar yapıldığını biliyoruz ve takip ediyoruz.
Bir de “3d Secure” adlı sistemle ilgili problemler var tabi. Özellikle geçen sene, bazı bankalar, Vpos kullanan e-ticaret sistemlerine, “3D Secure kullanacaksınız, aksi taktirde biz size hizmet vermeyeceğiz” dediler. Bu durum, e-ticaret siteleri ve ETID tarafında büyük bir dirençle karşılaştı. ETID (Elektronik İşletmeciler Derneği) konu ile ilgili açıklama yaptı ve böyle bir duruma uymayacaklarını belirttiler. 3D Secure, çok daha güvenli olmasına rağmen kullanımı son derece zor, kullanıcının bankayı arayarak kredi kartını 3D Secure için tanımlamasını ve belli bir validasyon işlemini gerçekleştirmesini gerektiren bir sistem. Kullanım noktasında, yurt dışındaki serverlar üzerinden doğrulamanın ve şifre kontrolünün gerçekleştiği çok karmaşık bir sistem. Ve malesef çok yavaş.. Bugün çok iyi internet kullanan ve uygulamalara çok hakim olan kişilerin bile 3D Securle yapılan işlemlerde zorlandıkları ortadayken bunu diğer kullanıcılara zorlamak doğru değil. Biz bu konuyla ilgili, gerek bireysel, gerekse ETID’le birlikte Bankalar Arası Kart Merkezi ve bankalara, 3D Secure hakkında, uygulamanın e-ticaretin önünde bir engel olduğunu, Türkiye’nin buna hazır olmadığını belirttik. Mesela Türkiye Chip&PIN uygulamasına geçen nadir ülkelerden birisidir. Baktığınızda son derece güvenli bir sistem ancak geçişi yıllar sürdü ve operasyonu maliyetliydi. Uygulamaya geçileli uzun bir süre olmasına rağmen kullanıcıların bu konuda halen alışverişlerinde şifre girmediklerini ve sıkıntı yaşandığını görüyoruz. Bunun için Bankalar Birliği, büyük reklamlar yaptılar. Ancak 3D Secure için böyle çalışmalar yapılmadı ve bir diretme söz konusu oldu. Kullanıcılar zaten kredi kartıyla alışverişe sıcak bakmazken, 3D secure gibi daha fazla işlem gerektiren bir sistemi kullanmalarını beklemekte hayal olacaktır.
- Oranlar konusu da sürekli gündeme geliyor.. Bankaların bu konudaki tutumlarını değerlendirebilir misiniz? Mesela bir Finansbank sarsıntısı yaşanıyor. Geçtiğimiz haftalarda bir çok e-ticaret sitesi için, ki büyükler de dahil, Finansbank, Sanal Poslarını kullanıma kapattı…
VPOS almanın zorluğundan bahsetmiştim, şansı olup VPOS alanlar da çok yüksek oranlarla karşılaşıyorlar. Zaten, e-ticaret sektöründe genellikle bilgisayar ve elektronik ürünleri satılır ve bunların da kar marjları çok düşüktür. Maksimum %6′lar- %7′ler konuşulur ki ortalamasına bakıldığında bu kar oranı daha da düşer. Bankalar, sundukları oranlarla bu oranın tamamını alıyor hatta bazı durumlarda işletmenin de zarara girmesine neden olacak taleplerde bulunabiliyorlar. Sonuç olarak verilen oranlar rekabetçi değil. Bir çok büyük işletmenin çok iyi oranlarla çalıştıklarını biliyoruz. Bankalar burada firmanın ününe, yaşına, müşteri portföyüne, belki içerde bulundurduğu bakiyeye göre oranlandırma yapabiliyor. Bu durumda her bankaya göre değişiklik gösterebiliyor. Son derece karmaşık bir yapı var.
- E-ticarette güvenli alışveriş konusu çok önemli. Bankalar bu konuda güvenilir mi? Alternatif ödeme sistemleri neler olabilir?
Kullanıcıların çekinceleri ortada. Kullanıcılar kredi kartıyla yaptıkları işlemlere güvenmiyorlar. Burada medyada çıkan abartılı haberlerin de etkisi var. Ama kalitesiz ve bakkal işletilir gibi işletilen e-ticaret sistemlerinin de rolü var. Yani burada kullanıcı, medya ve işletmelerin ortaklaşa yarattıkları bir güvensizlik ortamı mevcut. Bizim Tio kullanıcılarına yaptığımız anketlerde de güven problemi olduğunu görme fırsatımız var. Ben eski bir bankacı olarak kredi kartıyla internet üzerinden sürekli işlemler yapıyorum. Bu konuda da içim rahat olarak işlemlerimi gerçekleştiriyorum. Sonuçta şunu biliyorum ki bir sorun yaşarsam, mesela bana ait olmayan bir harcamayla karşılaşırsam, konu ile ilgili bir şikayet dilekçesi verip veya çağrı merkezini arayıp lehime sonuçlar alabiliyorum. Türk bankaları bu konuda çok iyi çalışıyorlar. Eski bir bankacı yeni bir e-ticaretçi olarak bu konuda kullanıcıların içlerinin rahat olması gerektiğini vurgulayabilirim.
Alternatif sistemlere gelirsek, 2002-2003 dönemlerinde, belki de 2004′tü, tam hatırlamıyorum, Turkcell “mobil ödemeyi” duyurdu. Cep telefonu numarasıyla alışveriş yapılabilecekti. Aslında son derece basit bir mantığı var. Siz kredi kartı numaranızı Turkcell’in database’ine kaydediyorsunuz. Alışveriş yapmak istediğinizde cep telefonu numaranızı yazıyorsunuz, SMS’le doğrulama gerçekleştiriliyor ve alışverişinizi sonlandırıyorsunuz. Bu, özellikle e-ticaret sitelerinde kredi kartı numarasını vermeye çekinen müşterilerin alışveriş yapabilmeleri için düşünülmüş güzel bir çözümdü. Malesef istenilen yerlere gelmedi. Burada Turkcell mi arkasında durmadı, yoksa satıcılar tarafında mı destek gelmedi ya da kullanıcılar mı ilgi göstermedi bunu kestirmek çok zor. Turkcell’den de bu konuda bir açıklamaya rastlamadık. Bununla birlikte, geçen sene Garanti Bankası’nın duyurduğu Cep Bank Alışveriş ile karşılaştık. Bu da Turkcell Mobil ödemeye benzeyen bir ödeme metodu diyebiliriz. E-ticaret siteleri, Garanti Bankası’nın Cep Bank uygulaması ile entegre oluyorlar, Garanti Bankası müşterileri, kredi kartı numarası yerine cep telefonu numarasını yazarak, operatörlerden bağımsız olarak, Garanti Bankasında tanımlı olan kredi kartlarından veya hesaplarından, bankamatik kartlarından alışveriş yapabiliyorlar. Ancak malesef burada da istenilen ve beklenilen hareketlilik yaşanmadı. İşlem hacimleri, istenilen düzeye gelemedi. Özellikle Garanti Bankası bu işi duyurmak için çalışmalarda bulundu. Ancak malesef, sonuç olarak diyebiliriz ki geldiğimiz noktada, kredi kartı ve havale dışında Türkiye’de, bankaların e-ticaret sistemlerine sunmuş oldukları ödeme çeşitliliği bulunmamakta.
- E-ticaret konusunda Türkiye’de en başarılı bankalar hangileri?
Şüphe yok ki şu anda en başarılı banka Garanti Bankası. Bankanın e-ticaret uygulaması da var biliyorsunuz. Şunu net olarak söyleyebiliyorum, Garanti Bankası’nda çalışan kadrolar e-ticaret sektörünü yakından tanıyor ve geleceğine inanıyorlar. Bu nedenle de birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Yine TEB’de kıpırtılar olduğunu görüyoruz. Yeni VPOS ekibi kuruldu ve e-ticaret alt yapısıyla ilgili ciddi yatırımlar yapıyorlar. Yapı Kredi Bankası’nın yine güzel çalışmaları var. Benim aklıma öncelikle bu bankalar geliyor.
- Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Bu konuya değindiğin için çok teşekkür ediyorum, ben de Tuncaytuncer.com’un sadık okuyucularındanım. Umarım verdiğim bilgiler faydalı olur.
TweetE-Ticaret dedikleri de ne ola ki ?
Yenilenen webgirişim dergisinin ilk sayısında yayımlanan E-ticaret konulu makalem.

Son yılların moda terimi e-ticaret (e-commerce) şu günlerde Türkiye’de daha fazla tartışılır ve takip edilir oldu. Kolay yoldan para kazanmak, yat-kat-helikopter sahibi olmak isteyenler için bir adet “Acaba girişsek mi ?” modeli oldu ve maalesef olmaya devam edecek. Eee tabi kolay bir para kazanma yöntemi(!): Bir internet adresi al, küçük bir ofis tut, bir kaç da ucuz maliyetli eleman oturt, bir de ucuz maliyetli bir yazılım aldın mıydı, al sana milyoner olma kapısı. Bu iş bu kadar kolay işte.
Acaba öyle mi?
Yoksa değil mi?
Yurtdışı kopyaları da olmak üzere etrafımıza baktığımızda her türlü e-ticaret uygulamasını görür olduk. Yahu taşı toprağı altın internet dünyasında binlerle ifade edilen siteler varken ve açılmaya devam ederken, “milletin bir bildiği var” diye düşünüyor insan. Yani kârlı bir iş olmalı ki millet buraya yatırım yapıyor.
Acaba öyle mi?
Yoksa değil mi?
Buraya nereden geldik? Konuyu çok fazla uzatmadan gelin bakalım neymiş şu e-ticaret dedikleri.
Wikipedia’ya göre, e-ticaret: Mal ve hizmetlerin üretim, tanıtım, satış, sigorta, dağıtım ve ödeme işlemlerinin bilgisayar ağları üzerinden yapılması.
“Tanım” konusu çok önemli değil aslında, çünkü ilerleyen zamanla birlikte tanım da değişebiliyor. E-ticaret için şöyle bir tanım da yapılabilir mi ne dersiniz?
“Amacı para kazanmak olan ve internet üzerinde gerçekleştirlen her türlü legal eylem.”
Bu tanımla sadece b2c (business to customer), c2c (customer to customer) ve b2b (business to business) projeler değil, portaller, anında mesajlaşma uygulamaları ve hatta bir kısım bloglar da e-ticaret kavramı içine dahil edilebilir.
Bu açıdan bakıldığında internet dev bir pazaryerine benziyor. Öyle bir pazaryeri ki içinde başka pazarlar, dükkanlar ve tezgahlar (her anlamda) var.
Türkiye ve E-Ticaret
Günümüz Türkiye’sinde b2c olarak nitelendirilen e-ticaret uygulamalarının sayısı yaklaşık 2,000 civarında. Sayı sizi yanıltmasın! Velhasıl hepsiburada.com, estore.com gibi bir elin parmaklarını geçmeyen birkaç site dışında piyasada kendini çok fazla gösterebilmiş güçlü b2c’ler bulunmamakta. 2008 yılı sonu itibariyle en iyi ihtimalle 400-450 milyon Dolar seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ettiğim b2c bazlı e-ticaret hacminin büyük bir kısmı (yaklaşk % 85-90) bu birkaç b2c arasında dönmekte maalesef.
Buraya bir dip not eklemekte fayda var: Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre Türkiye’de 2007 yılı itibariyle gerçekleşen e-ticaret hacmi 5,537 Milyar YTL mertebesindeymiş. Çok tartışmalı bir konu olduğu için burada belirtlilmesinde faydalı olacağını düşündüğüm bir nokta var: BKM’nin açıkladığı rakamlar maalesef tam olarak e-ticaret rakamlarınını ölçemediğimizin kanıtı, zira tam olarak açıklamamalarına rağmen hesaplamada kullandıkları kalemler arasında Mail Order ve Telephone Order harcamaların da olduğu düşünülüyor (Mail Order, Telephone Order (MO-TO): Fiziksel olarak kartın ortamda bulunmadığı harcama şekilleridir. Sigorta yaptırmak, uçak bileti almak, tatil organizasyonu v.s. ). BKM 2007 ve 2008′in ilk yarıyıl dönemlerini kaşılaştırırken e-ticaretle iştigal eden işletmelerin sayısını da vermiş. 2008′in ilk yarısında 36,015 işletmenin olduğunu söylüyorlar. Bu sayı gerçek olsa keşke, ama maalesef değil kanıt için etrafınıza biraz bakınmanız yeterlidir.
Bu dip not için sonuç: “Türkiye’de, e-ticaret sektöründeki en büyük sorun sektörün ölçümlenemiyor olmasıdır.”
Nüfusu ve potansiyeli itibariyle bizim neredeyse yarımız ölçüsündeki Polonya’da bile 2007 sonu itibariyle 5,000 civarında b2c ve 2,4 milyar EUR civarında bir işlem hacmi bulunduğunu düşündüğümüzde durumun an itibariyle Türkiye adına çok parlak olmadığı ortaya çıkıyor.
Ne yapmalıyız? E-ticaret’e girişmek için doğru bir zaman mı?
Sorulacak sorular ve verilen cevaplar kurum ve kişilere göre değişkenlik gösteriyor. Herkes kendi kafasına göre cevabı bulduğunu düşünüp bunun üzerine iş planlarını ve yatırımlarını şekillendiriyor. Genel itibariyle bu derece başarılı(!) bir e-ticaret sistemi oluştuğu için sorulan sorularda ve cevaplarında bir yanlışlık yapıldığını kabul etmek lazım.
Türkiye’de e-ticaretin hala istenilen seviyelere gelememiş olması konusu üzerinde sorulacak, yazılacak ve konuşulacak çok şey var. Bu konuları sonraki yazılarımıza bırakalım.
E-Ticaret Neden Önemli?
Peki üzerinde konuşup durduğumuz bu E-ticaret neden önemli? Bu soruya cevap ararken şunu kendimize sormamız gerekebilir: “E-ticaret olmasa da dünya’da ticaret yürür mü?”
Bu sorunun cevabı elbette: “Evet”. Lakin, tıpkı cep telefonu olmadan hayatımızı bir şekilde idame ettiren bizler cep telefonları hayatımıza girdiğinden beri onsuz dışarı bile adımımızı atamıyorsak. E-ticaret de gün geçtikçe gerek kullanıcıya verdiği büyük rahatlık ve kolaylık nedeniyle gerekse satıcı ve tedarikçi açısından muazzam bir dağıtım kanalı halini alması nedeniyle vazgeçilmez bir şekil alıyor.
Son olarak, burada bundan böyle e-ticaret ile ilgili gerek sizden gelen konulara değinmek gerekse doğru soru ve cevapları bulabilmek adına birlikte olacağız.
Sevgiyle ve e-ticaretle kalın!
TweetFirefox Kullanıcıları İçin UBIQUITY Devrimi !
Yaklaşık bir ay önce piyasaya çıkmış olan Ubiquity bir firefox eklentisi. Ancak adı eklenti olsa da kendisi beklide internette önümüzdeki dönemde olacak olanların habercisi.
Kısaca, ubiquity sıklıkla kullandığınız internet servislerini hızlıca bir araya getirmenize ve kullanmanıza olanak sağlıyor. Örneğin bir mail yazarken çabucak yarınki programınıza göz gezdirmek istiyorsunuz. Bu durumda firefox ekranındayken ctrl+space tuşlarına aynı anda basıp ubiquity’nin komut penceresinin açılmasını sağlıyorsunuz. Bu alana check-calendar 29 sep yazarak 29 Eylül’de Google Takvimine işaretli programınızı Google sayfasına girmeden görebiliyorsunuz.
Ya da internette dolaşırken harika bir makale gördünüz hemen kaydetmek istediniz hatta pdf olmasını da istediniz. Yapmanız gereken tek şey ilgili bölümü mouse ile seçmek ctrl+space ile ubiquity komut penceresini açarak convert to pdf yazmak. İşte bu kadar seçtiğini yazının pdf dosyası elinizde.
Aslında yapılabilecek onlarca yeni şey var bunların listesinide yine komut penceresine comand list yazarak görebiliyorsunuz. Yapılabileceklere hızlı bir bakış:
# add-to-calendar
# answers-searchS
# ask-search
# bold
# bugzilla Searches
# calculate
# check-calendar
# close-related-tabs
# close-tab.
# command-editor
# command-list
# convert
# define
# email
# flickr
# get-email-address
# google
İlk başta biraz karmaşık gelse de kullandıkça alışmaya ve sevmeye başlıyorsunuz. Henüz deneme aşamasında olan ve 0.0.1 nolu sürümü indirilebilir olan bu uygulama yavaş yavaş adını duymaya başladığımız semantik web kavramının ilkel de olsa öncülerinden biri niteliğinde.
Ubiquity eklentisini buradan indirebilirsiniz
Ayrıca nasıl çalıştığıyla ilgili video’ya da göz gezdirebilirsiniz.
TweetHediyedenizi.com’da neler oluyor?
Hediyedenizi.com, 2005′te Fatih PAKDAMAR isimli genç bir fizikçi tarafından, Amerika’da eğtim aldığı zamanlarda düşünülüp kurulmuş. Niş bir alanda hizmet veren Türkiye’nin ilk hediye temalı internet sitesi.
Doğum günleri, yıl başları, anneler günü, babalar günü derken her yıl bir çok kişiye hediye almamız gerekiyor. Bu gereklilik, kendini hediyeninin bulunması noktasında ciddi bir şekilde gösterir. Kendi adıma uygun bir mağaza bulmak, hediye seçmek her zaman bir işkence olmuşur .
Hediyedenizi.com burada bir eksiklik ya da iş fırsatı olduğunun görülmesi üzere kurulmuş bir girişim. Hediyedenizi.com’da son zamanlarda yapılan birşey oldukça ilgi çekti ve kısa süre 2 milyon kişiden faza ziyaretçi çekmeyi başardı. Aslında çok zor birşey olmasa da derlenip toparlanan bilgi ve bunun tek bir noktadan sunuluyor olması kullanıcılara ilginç gelmiş anlaşılan.
Siteye gün ay ve yıl olarak doğum gününüzü yazıyorsunuz. O gün ne oldu, Sizinle aynı gün doğan ünlüler kim, uğurlu taşınız ne gibi gerekli gereksiz bir sürü bilgiye ulaşabiliyorsunuz.
Fatih Bey’den aldığım bilgiye göre bu uygulama sitenin işlem hacminini de olumlu yönde etkilemiş. Alexa verilerine baktığımızda da önemli bir çıkışın olduğunu zaten görebiliyoruz. Aldığım bir diğer haber ise yakında burada çok farklı ve etkileyici yenilikleri görebilecekmişiz.
Türkiye’de şu sıralar e-ticaret sektörünün sancılı olduğunu biliyoruz. Küçük olsun büyük olsun e-ticaret işiyle iştigal eden girişimlerin farklı ve kullanıcının dikkatini çekecek yaratıcı uygulamalar ve yenilikler getirmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
TweetEvOfis’te (HomeOffice) çalışmak
Geçen gün bir arkadaşımdan gelen maille reklamcılık sektörünün tanınmış isimlerinden Ali TARAN’ın Veda Mektubu elime geçti. Veda dediysem sektöre veda değil çok şükür. Aslında ofis ortamına veda ediyor Ali TARAN. Yazıyı okuyunca “evet ya demekki mümkün olabiliyormuş” dedim kendi kendime
Düşünüyorumda, İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız ev – iş arası trafik en iyi ihtmalle günlük 1,5 – 2 saatinizi alıyor. Heba olan bu saatler haftada 10, ayda 40, yılda 480 saat ediyor. Yani çalınmış, boşa gitmiş ve hiç olmuş 20 gün! Bu aşağı yukarı tam bir çalışma ayına tekabül ediyor değil mi? Tabii günde 4 saate yakın trafikte cebeleşenler de var onlar için de yılda 40 gün ediyor bu can sıkıcı zaman kaybı!
Peki, kaybolan sadece zaman mı? Heba olan milli servetimiz ve ayaklar altına alınan ruh dengesi düşünüldüğünde maalesef “hayır” dır bu sorunun cevabı. Eee ne yapmak lazım? Nasıl ve ne şekilde çözebiliriz bu sorunu?
Trafik sorununa çözüm olabilmek adına sağolsun belediyemiz sabah akşam çalışıyor. MetroBüs’tü, tüneldi v.s. bir sürü şeyler yapılıyor (Kimilerine göre yeterli kimilerine göre değil)
Gel gelelim olmuyor olamıyor işte. İşte belkide HomeOffice kavramı bazı sektörlerdeki bazı çalışanları ofise gelme zahmetinden dolayısıyla da bu kayıp zamandan kurtarabilir. Kendi adıma internet sektöründe iş yapanların homeoffice kavramını çok ciddi olarak düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum.
TweetMarka dünyasına elit bir satıcı doğdu.. markafoni.com
Birkaç ay önce varlığından haberdar oldugum ilk başlarda beni çok etkilemeyen ancak zamanla artan ilgiyi gördükçe dikkatimi çekmeyi başaran başarılı bir girişim www.markafoni.com
Site Avrupa ve Amerika’daki benzerlerinin Türkiye’deki ilk örneği. Cavalli, Armani, Calvin Klein gibi A/B sınıfına hitap eden ürünleri uygun fiyata sunabileceklerini söylüyorlar. Özellikle Avrupa piyasasına baktığımızda bu tip “private sales” yapan sitelerin on milyonlarca euro ciro yaptıklarını görüyoruz. Örneğin, -bu veriyi teyit edemedim- Fransız menşeeli private sales şirketi http://www.vente-privee.com un geçen sene 350 mio Euro’ya yakın ciro yaptığını duydum.
Markafoni sadece davet ile gelen üyelere satış yapıyor. Yani, markafoni üyesi bir tanıdığınız yoksa üye olamıyorsunuz. Bu bile siteye oldukça çekici bir hale getirmeye yetebilir. Geçen hafta e-tohum buluşmasında Markafoni’nin genç girşicimleri Ahmet Emre SARI ve Tolga TATARİ konuktu. Her ne kadar cirolar ve üye sayıları hakkında ser verip sır vermediyseler de rakamlarını gelişme eğirisi içinde olduğu mesajını alabildik.
Şu ara devam eden güzel bir kampanyaları da var. Davet edilen arkadaşınızın ilk alışverişinde davet eden kişi olarak 10 YTL kazanabiliyorsunuz.
Kıpır kıpır, enerji dolu güzel bir girişim daha kazandı Türk İnternet Dünyası. Markafoni’yi fırsatları yakalayabilmek için öneriyorum.
TweetAttabot, Web 2.0 Konseptli Türk Arama Motoru
Attabot, “Hadi attaya gidelim” diyen
hayatına henüz başlamış son derece başarılı bir arama motoru. Bir çok şeyi aynı yanda yapabildiğini ima etmek için konulan sekiz kollu ahtopotumsu logo haricinde oldukça sevimli ve kullanışlı bir arayüze de sahip.
Hakikaten yapmadğı birşey yok gibi. Arama yapabiliyor, sizinle aynı arama işlemini yapan kişileri ve profillerini görebiliyor, maillerinize bakabiliyorsunuz hatta haberlere göz gezdirip Redhouse ve TDK’nın sözlüklerini de kullanabiliyorsunuz.
ABD’den gelmiş 29 yaşındaki bir girişimci olan Seyfi EROL tarafından kurulan sitenin Alexa ranking’i 371,431 seviyelerinde. Yeni bir girişim için fena sayılmaz.
Attabot’da benim en sevdiğim şey profil oluşturuken Hava, Su ve Toprak üçlemesinin ve kelime bulutlarının kullanlması oldu. Profil oluşturmak genelde sıkıntılı bir süreçtir benim için, hemen yazıp kurtulmak isterim. İlk kez bir profil sayfasını doldururken eğlendiğimi hissetim.
Attobot girişimimcilerini kutluyor ve yakında hak ettiği yere geleceklerini umuyorum.
Viewzi.com Görsel Arama Motoru
Birkaç yıldır üzerinde çalışılan ve üç-beş ay önce on-line olan değişik bir o kadar da kullanışlı bir arama motoru viewzi.
Aradığınız kelimeyle ilgili haberler, videolar, ses dosyaları, resimler, web ekran görüntüleri, üç boyutlu fotoğraflar v.s. ne ararsanız arayın viewzi size aradığınızı istediğiniz özelliğe göre filtre yaparak getirebiliyor. Google’da aradığınız şeyi bulmanın gittikçe zorlaşmaya başladığı şu dönemde güzel bir altertnatif oldu viewzi.
Arama için üyelik gerekiyor. Ve üye olmakta çok kolay. Aramalarınızda kullanmak için bir şansı bence fazlasıyla hak ediyor.
Aşağıdaki örnek görüntüde “etohum” kelimesi için yapılan web ekran görüntüsü araması var.
Tweet
ÜÇ HİKÂYE- ÜÇ DERS- BİR SÖZ
Bir arkadaşımdan gelen maildeki bu üç hikaye ve bir sözü paylaşmak istiyorum. Oldukça manidar öyle değil mi?
Not: Paylaşımı için Sevgili Canan MAĞDEN’e teşekkürler
1.Hikâye
Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.
2. Hikâye
En iyi Buğday
Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
3. Hikâye
Geleceğini biliyordum…
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.
Söz
"Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika’da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur."
Afrika Atasözü
Tweet






