EvOfis’te (HomeOffice) çalışmak

Geçen gün bir arkadaşımdan gelen maille reklamcılık sektörünün tanınmış isimlerinden Ali TARAN’ın Veda Mektubu elime geçti. Veda dediysem sektöre veda değil çok şükür. Aslında ofis ortamına veda ediyor Ali TARAN.  Yazıyı okuyunca  “evet ya demekki mümkün olabiliyormuş” dedim kendi kendime

Düşünüyorumda, İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız  ev – iş arası  trafik en iyi ihtmalle günlük 1,5 – 2 saatinizi alıyor.  Heba olan bu saatler haftada 10, ayda 40, yılda 480 saat ediyor. Yani çalınmış, boşa gitmiş ve hiç olmuş 20 gün!  Bu aşağı yukarı tam bir çalışma ayına tekabül ediyor değil mi?  Tabii günde 4 saate yakın trafikte cebeleşenler de var onlar için de yılda 40 gün ediyor bu can sıkıcı zaman kaybı!

Peki, kaybolan sadece zaman mı?  Heba olan milli servetimiz ve ayaklar altına alınan ruh dengesi düşünüldüğünde maalesef “hayır” dır bu sorunun cevabı. Eee ne yapmak lazım?  Nasıl ve ne şekilde çözebiliriz bu sorunu?

Trafik sorununa çözüm olabilmek adına sağolsun belediyemiz sabah akşam çalışıyor. MetroBüs’tü, tüneldi v.s. bir sürü şeyler yapılıyor (Kimilerine göre yeterli kimilerine göre değil)

Gel gelelim olmuyor olamıyor işte. İşte belkide HomeOffice kavramı bazı sektörlerdeki bazı çalışanları ofise gelme zahmetinden dolayısıyla da bu kayıp zamandan kurtarabilir. Kendi adıma internet sektöründe iş yapanların homeoffice kavramını çok ciddi olarak düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Posted in Hayat, internet | Tagged , , , | 2 Comments

Marka dünyasına elit bir satıcı doğdu.. markafoni.com

Birkaç ay önce varlığından haberdar oldugum ilk başlarda beni çok etkilemeyen ancak zamanla artan ilgiyi gördükçe  dikkatimi çekmeyi başaran başarılı bir girişim www.markafoni.com

Site Avrupa ve Amerika’daki benzerlerinin Türkiye’deki ilk örneği.  Cavalli, Armani, Calvin Klein gibi A/B sınıfına hitap eden ürünleri uygun fiyata sunabileceklerini söylüyorlar. Özellikle Avrupa piyasasına baktığımızda bu tip “private sales” yapan sitelerin on milyonlarca euro ciro yaptıklarını görüyoruz. Örneğin, -bu veriyi teyit edemedim-  Fransız menşeeli private sales şirketi http://www.vente-privee.com un geçen sene 350 mio Euro’ya yakın ciro yaptığını duydum.

Markafoni sadece davet ile gelen üyelere satış yapıyor. Yani, markafoni üyesi bir tanıdığınız yoksa üye olamıyorsunuz. Bu bile siteye oldukça çekici bir hale getirmeye yetebilir.  Geçen hafta e-tohum buluşmasında Markafoni’nin genç girşicimleri Ahmet Emre SARI ve Tolga TATARİ konuktu.  Her ne kadar cirolar ve üye sayıları hakkında ser verip sır vermediyseler de rakamlarını gelişme eğirisi içinde olduğu mesajını alabildik.

Şu ara devam eden güzel bir kampanyaları da var. Davet edilen arkadaşınızın ilk alışverişinde davet eden kişi olarak 10 YTL kazanabiliyorsunuz.

Kıpır kıpır, enerji dolu güzel bir girişim daha kazandı Türk İnternet Dünyası.  Markafoni’yi fırsatları yakalayabilmek için öneriyorum.

www.markafoni.com

Posted in Deneyim, e-ticaret, internet, social network, Yeni | 13 Comments

Attabot, Web 2.0 Konseptli Türk Arama Motoru

Attabot, “Hadi attaya gidelim” diyen :)   hayatına henüz başlamış son derece başarılı bir arama motoru. Bir çok şeyi aynı yanda yapabildiğini ima etmek için konulan sekiz kollu ahtopotumsu logo haricinde oldukça sevimli ve kullanışlı bir arayüze de sahip.

Hakikaten yapmadğı birşey yok gibi. Arama yapabiliyor, sizinle aynı arama işlemini yapan kişileri ve profillerini görebiliyor, maillerinize bakabiliyorsunuz hatta haberlere göz gezdirip Redhouse ve TDK’nın sözlüklerini de kullanabiliyorsunuz.

ABD’den gelmiş 29 yaşındaki bir girişimci olan Seyfi EROL tarafından kurulan sitenin  Alexa ranking’i 371,431 seviyelerinde. Yeni  bir girişim için fena sayılmaz.

Attabot’da benim en sevdiğim şey profil oluşturuken Hava, Su ve Toprak üçlemesinin ve kelime bulutlarının kullanlması oldu. Profil oluşturmak genelde sıkıntılı bir süreçtir benim için, hemen yazıp kurtulmak isterim. İlk kez bir profil sayfasını doldururken eğlendiğimi hissetim.

Attobot girişimimcilerini kutluyor ve yakında hak ettiği yere geleceklerini umuyorum.

www.attabot.com

Posted in Kategorilenmemiş | 6 Comments

Viewzi.com Görsel Arama Motoru

Birkaç yıldır üzerinde çalışılan ve üç-beş ay önce on-line olan değişik bir o kadar da kullanışlı bir arama motoru viewzi.

Aradığınız kelimeyle ilgili haberler, videolar, ses dosyaları, resimler, web ekran görüntüleri, üç boyutlu fotoğraflar v.s. ne ararsanız arayın viewzi size aradığınızı istediğiniz özelliğe göre filtre yaparak getirebiliyor. Google’da aradığınız şeyi bulmanın gittikçe zorlaşmaya başladığı şu dönemde güzel bir altertnatif oldu viewzi.

Arama için üyelik gerekiyor. Ve üye olmakta çok kolay. Aramalarınızda kullanmak için bir şansı bence fazlasıyla hak ediyor.

Aşağıdaki örnek görüntüde “etohum” kelimesi için yapılan web ekran görüntüsü araması var.

http://www.viewzi.com

 

viewzi11

Posted in Arama Motoru, internet, Kategorilenmemiş, Yeni | Tagged , | Leave a comment

ÜÇ HİKÂYE- ÜÇ DERS- BİR SÖZ

Bir arkadaşımdan gelen maildeki bu üç hikaye ve bir sözü paylaşmak istiyorum. Oldukça manidar öyle değil mi?

Not: Paylaşımı için Sevgili Canan MAĞDEN’e teşekkürler

 

1.Hikâye

Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.

2. Hikâye

En iyi Buğday

Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

-Neden olmasın, dedi çiftçi.

-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

3. Hikâye

Geleceğini biliyordum…

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;

-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…

-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

 

Söz

"Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

Her sabah Afrika’da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur."

Afrika Atasözü

Posted in Kategorilenmemiş | 2 Comments

Weblebi.com kapandı.. Türkiye’de e-ticaret sistemine daha fazla güvenmemiz lazım.

Weblebi.com ana sayfasına verdiği ilanla bugün itibariyle ticari faaliyetini durdurduğunu açıkladı. Türkiye’nin en büyük ikinci veya üçüncü sırasındaki b2c’si olduğu düşünülünce yaşanılan gelişme hakikaten üzüntü verici. Birkaç zamandır bazı gruplarla satış için görüştüklerini biliyordum, ancak kapatılma gerçekten sürpriz oldu.

Uzman ve profesyonel bir kadroyla yönetilen çok güzel bir projeydi. Böyle olmamalıydı ama sisteme kattıkları eşsiz değer için kesinlikle alkışı hak ediyorlar.

weblebi

Yakın zamanda birçok haber işittik (daha da işiteceğiz gibi). Kapananlar, kapatılanlar, sıkıntıda olanlar, küçültülenler. Peki neler oluyor bu piyasaya!  Dışardan bakan bir göz için yaşanılan gelişmeler e-ticaret sektörün ciddi olarak sıkıntı içinde olduğu ve çökmekte olduğunu düşündürebilir. Tabiki bunda  yaşanılan ekonomik gelişemlerin katkısı var. Ancak  genele bakıldığında sistem birşekilde kendini silkeliyor ve deniyor.  Önümüzdeki dönem güzel gelişmelere haberci olacak inancındayım. Bakın 2001 banka krizlerine, daha yedi yıl önce kesinlikle güven duyulmayan bankalar bugün Türkiye’nin en güvenilir sistemini oluşturmuş durumdalar.

Bu sektörde çalışan ve ekmeğini kazanan biri olarak umutsuz değilim.  Yaşanılan gelişmelerin daha güçlü ve dinamik bir sektörü -zorlayarak ta olsa- oluşturacağı kanaatindeyim.

Ne derler bilirsiniz. Güneş, karanlığın en yoğun olduğu andan itibaren doğmaya başlar.”

Posted in e-ticaret, internet | 6 Comments

Sydney’de olmak vardı – 2

17 Mart 2008, Sydney’de sabah oldu.  Dün gece yaklaşık 30 saat süren uçak yolculuğunun acısını çıkarttıp güzel bir uyku çektim :)   Yalnız, ara-ara uyanıp  “nerdeyim ben yahu” diye etrafa bakındığımı hatırlıyorum. Fıstık ezmesi, tahıllı tost ekmeği ve portakal suyundan oluşan kahvaltımı bitirip yola çıkmaya hazırlanıyorum.  Sue, arabayla yaklaşık 30 dk. mesafede bulunan şehir merkezine beni de bırakabileceğini söyledi. İki kapılı Holden (Opel’in Avustralyacası) marka eski bir araca binerek şehre doğru yola çıktık.  Keşfime Oxford street’in bittiği Hyde Park’tan başlamaya karar verdiğimi söyleyerek arabadan indim.  Artık bir BackPackers’im.

Hyde Park çok büyük olmamakla birlikte Sydney şehir merkezindeki onlarca yeşil alandan biri.  Devasa ve görmeye alışık olmadığım türde ağaçların, uzun ve eğri  gagalı kuşların olduğu bu parkta fazla oyalanmadan ilk hedefim olan Opera House’u  bulmak için yürümeye devam ediyorum. Elisabeth street’deymişim. Etraftaki binaların yükseklikleri artmaya başlıyor.  Paralel caddeye namı-diğer Pitt Street’e geçiyorum (Daha sonra bu cadde de epey bi anı yaşanacak) Sydney Towers tüm ihtişamıyla yoldan geçenleri selamlıyor.   Sydney’in kuş bakışı seyredilebileceği en güzel yer burasıymış. (Aşağıdaki resim Sydney Towers’tan, Hyde Park’ın görünüşü)

 

Hyde Park Yüksek binalar, yerini gökdelenlere bırakmaya başladı.  Diğer metropollerden farklı olarak çok kalabalık ya da çok kirli değil burası mis gibi okyanus kokusunu almaya başlıyorum.  Gökdelenler arasından kıvrılırken ilk olarak ünlü Harbour Bridge selamlıyor beni.  Tamam.. Yaklaşıyorum galiba.. :)

Ve Sydney Opera House..  Yapımına 1959′da başlanmış ve ancak 1973′te açılabilmiş bir şaheser. Mimarisi için 32 ülkeden 232 mimar yarışmış, epey bir milyon dolara mallolan, yapıldığı dönem çok fazla spekülasyona neden olan  bu şaheserin  mimarı Jørn Utzon‘dur  Ne yazıkki eseri  hakkında söylenen bir sürü olumsuz şey yüzünden asla gelip bu eseri görememiştir. Bu eser üzerine yapılan temel eleştrilerin başında akustik dizaynın Opera gibi gösteriler için uygun olmayışı ve gereğinden çok daha pahalıya mal edilmesi geliyormuş.  Açılışından bugüne uzun aman geçen eser üzerinde bugün de tartışmalar devam etmekle birlikte herkesin üzerinde hemfikir olduğu nokta;  Avustralya ve Sydney için milli bir simgesi haline dönüşmüş olduğudur.

n722915336_822188_8711

  Herbir santimetrekaresi bile güzel bir şekilde detaylandırılan bu güzel eserde geçen yaklaşık 1,5 saat ardından yemek için Pitt street’de bulunan Asyalıların işlettiği bir  deniz mahsülleri restaurantına gidiyorum.  Küçük ahtopotlarla yapılmış enfes bir ızgara. :)    Böyle bir yemek için İstanbul’da epey bir ödeme yapmam gerekirdi. Oysa b sadece 6 AUD (Avustralya doları) ödüyorum.

Avustralya anılarımı ve deneyimlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Oralara tatil için gitmek isteyenlere tavsiyelerim olacak.

Posted in Deneyim, event | Tagged , , , | Leave a comment

BKM,2008 yılı ilk altı aylık işlem hacmini açıkladı.. Ama!

BKM, nam-ı diğer Bankalararası Kart Merkezi 2008 yılının ilk yarısındaki işlem hacimlerini açıkladı. Birçok gazetede konu hakkında haberleri bulabilirsiniz. Yalnız benim dikkatimi çeken önemli bir husus varki değinmeden geçemeyceğim. E-ticaret rakamları..

bkm

BKM’ye göre E-ticaret hacmi 2007 yılının aynı dönemine göre %84’lük artışla 4,4 Milyar YTL mertebesine ulaşmış. E-ticaret sektörü içinde olan biri olarak şunu net olarak söyleyebilirimki; Bu rakamlar tamamen hatalı. BKM’ye göre e-ticaret hacmini oluşturan bileşenler içinde ne var? İnternetten birebir yapılan alışverişi (hepsiburada.com, tio.com.tr, gittigidiyor.com v.s. gibi satıcılar) düşündüğümüzde bu rakamaların 2008 yılının ilk yarısında 300-400 mio. YTL civarında olması gayet mantıklı görünüyor. Bunu sektörün lideri konumda olan birçok b2c işletmenin aylık cirolarına bakarak söyleyebiliyoruz. Aldığım bazı duyumlar BKM tarafında hala e-ticaret rakamlarını  nasıl hesaplanacağını  netleşmemiş olduğu. TeknoSA gibi off-line dünya satıcılarının bile bazı ciro kalemlerinin bu hesaplama içine alınmış olunabileceği ihtimali var.

Sonuçta elde edilen 4,4 milyar YTL keşke diyebileceğimiz rakamlar. Ancak maalesef gerçekçi durmuyorlar. Sektörümüzün en büyük eksikliği olan çapımızı bilememe problemi hem yeni yatırımların yapılmasını engelliyor hem de gerçekçi olmayan rakamlara aldanıp birçok işletmenin bu sektöre yatırım yapma(ma)sına neden oluyor .

Bu arada kayıtlı işyeri sayısı ise bana göre tam bir muamma. Hadi sayalım Türkiye’de 36,015 tane e-ticaret işletmesi olabilir mi?

Umarım sektör içinde gerçekçi istatistiklere ulaşabileceğimiz bir yapılanma gerçekleşir. Burada BKM yerine tüm e-ticaret işletmecilerinin ciro rakamlarını paylaşabileceği tarafsız bir yapılanmanın gerekliliği ortaya çıkıyor. ETİD adı verilen Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği’nin konu hakkında yakında bir çalışma başlatacağına inanıyorum.

Posted in e-ticaret, internet | Tagged , , , | 2 Comments

Sydney’de olmak vardı – 1

Otuzuncu saatin sonlarına doğru kanguru kuyruklu QANTAS uçağı Sydney havalimanına doğru inişe geçmişti.  qantas

En sonunda o çok merak ettiğim Aborjin topraklarına gelmiştim. Sydney havalimanına indiğimde birazda sıkı gümrük uygulamalarından çekinerek pasaport ve gümrük kontrolü sırasına girdim. Hani şu Sylvester Stallone ve Kraliçe Elisabeth’e bile taviz vermemesiyle nam salan Sydney Havalimanı. Yalnız bahsedildiği kadar sıkı ve paranoyak bir yaklaşım görmedim. Gerek pasaport gerekse gümrükteki memurlar olabildiğince kibar ve yardımsever insanlardı. Bu benim için güzel bir gelişmeydi. Yaklaşık bir ay sürecek bu macerada sorunlu insanlar ve kurumlarla karşılaşmak istemiyordum. Mutlu mesud bir şekilde elimde kalacağım yerin adresiyle tam bir turist havasında havalimanından dışarı doğru ilk adımı attım.

Yardım sever bir Çin insanı yanıma gelerek beni istediğim yere görürebileceğini söyledi.. "Harika" diye geçirdim içimden “Evet iyi insanlar ülkesi olmalı burası.” Çin insanı valizimi almış önde giderken bir ara bana dönüp “Fifty Dollars” (Elli Dolar) gibi bir şey söyledi. Yanlış anladığımı düşünerek “You mean fifteen?” (15 dolar mı dediniz) dedim çünkü mesafe taş çatlasın 3,5-4 Km.lik bir yer (Google Maps’e göre ). O da ne! valizimi ayaklarımın altına serilmiş sevgili çin insanın anlamadığım ama pek hoş olmadığını tahmin ettiğim bazı Çin kelimelerini söylemek suretiyle uzaklaştığını görüm :)

Olur böyle şeyler. diyerek dışarıda bir taksi sırası olduğunu ve normalde insanların buraya giderek normal taksilere binmek için beklediğini gördüm. Hadi Ali Haydar doğru sıraya diyerek, geniş, klimalı ve şoför koltuğu bana göre yanlış yerde :) olan bir taksiye bindim.

Güneş pırıl pırıl öğlen saatleri. İstanbul, gece 03.00’ü yaşıyor. Çok garip, dokuz saat ileride dünyanın altındayım. (Bottom of the world)

Taksi kalacağım yere geldiğinde heyecanım daha bir artmıştı. Bu bir ay boyunca bir otel ya da pansiyonda kalmak yerine Aussie (Avustralya’lıların kendilerine taktıkları isim) bir aile ile kalmanın benim için çok farklı bir deneyim olacağını düşündüğümden İstanbul’da, orta halli bir aile yanını mütevazı bir ücret karşılığında ayarlamıştım.

Odama yerleştim. Artık ılık bir duş alıp biraz dinlenebilirim! Pencereler sıkı sıkı tel örgülerle kapalı. Hatta kapılar bile. Nedenini sorduğumda Avustralya ‘da birçok zehirli örümcek ve bilumum böcek türünün bolca mukim olması denildi.

Ev sahibim Sue, küçük bir gezintiye çıkarmayı önerdi. Ayrıca alışverişte yapabilecektik. Yola çıktık. Harika evlerin ve inanılmaz güzellikteki plajların yanından geçerken. Buranın neden bu kadar cazip bir şehir olduğunu anlamaya başlıyordum.tom_cruise_thandie_newton_mission_impossible_2_002

Sue, bak dedi; “Burası Tom Cruise ve Thandie Newton ile Görevimiz Tehlike-2 filminin çekildiği kale” Aaa evet ben Görevimiz Tehlike serisini çok beğenirim. Tabi bu filmde Thandie’nin ayrı bir yeri var :)

Evet, İlk gün yavaş yavaş sonlanıyodu. Yarın büyük gün. Opera House ile randevum var ..

Posted in Deneyim, Hayat | Tagged , , , | Leave a comment

FaceBook Yenileniyor..

Bilenler, benim tam bir Facebook fanı olduğumu bilirler.  FaceBook’un bir internet sitesi kavramından Bir internet platformuna dönüşmüş olduğunu söyler dururum.  Facebook ile ilgili blogumdaki hosting problemi nedeniyle kaybettiğim yazılarda da bunlardan bahsetmiştim zaten.

İşin aslı yeni tasırımı çok beğenmedim ya da çok hoş görünmedi gözüme. Evet çarşaf gibi uzayan eski tasarıma nazaran daha derli toplu görünüyor. Ama tadında bir eksiklik olmuş gibi geliyor bana. Özellikle login olduktan sonra gelen ekran  böyle.

Yalnız profil sayfasını beğendiğimi itiraf etmek zorundayım.  Fotoğraf nereden ekleyecektim, video nasıl ekleyecektim karmaşasına son verilmiş.  Daha güzeli Flash tabanlı online real-time video ekleme zıbırı olmuş. Facebook’u takip etmeye devam edeceğiz.  Daha iyilerini görmek ümidiyle..

facebook

 

 

Posted in internet, social network | 3 Comments